En Son Haberler

Hayat Kolaylaştıran Müthiş Buluşlar 2 aylık bebeğimle arabaya her binişimizde, arka koltukta ters otururken dikiz aynasından onu görmemi sağlayan aynaya şükrediyorum. Böylece hem bebeğim güvenle seyahat ediyor hem de istediğim...

Readmore

Bilgi Yönetimi konferansları Ve Vizyon İş zekası, CRM ve bilgi yönetimi konulu konferansları takip ediyorum. Mümkün olduğunca bu konferanslara, seminerlere katılmaya çalışıyorum. Zamanla şöyle düşünmeye başladım: Bu konferans...

Readmore

Online İtibar Yönetimi Sosyal Medya ile ilgili olarak sorulan soruların doğası pazarın dinamikleri ve sektörün gelişimiyle beraber değişmeye başlıyor. Geçtiğimiz günlerde Sosyalmedya.co spesifik bir dosya konusu...

Readmore

Zamanda Yolculuk Yanılmıyorsam 1900’lü yılların sonunda, çift hörgüçlü krizin öncesindeydi. O günlerde hayatta olan – şimdi ortalıkta olmayan – bir bankanın reklamında “Bankam benim doğum günümü...

Readmore

Algımıza Sızan Truva İneği Sigara paketlerinin üzerindeki yazılar ve resimler dikkatinizi çekti mi hiç? Birbirine küs çiftler, boş pusetler, ölü bedenler, ve ''sigara içmek doğurganlığı azaltır'', ''sigara içmek...

Readmore

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

LinkedIn’in Veri Problemi Nasıl Çözülebilir?

Gönderen: Koray Kocabaş | Tarih: 02-01-2012

0

2003 yılının Mayıs ayında kurulan LinkedIn, Facebook ve Twitter gibi popüler sosyal medya platformlarına göre çok daha farklı bir konumlandırmaya sahip olmasına rağmen Amerikan Borsası’nda (NASDAQ http://www.google.com/finance?q=NYSE%3ALNKD) işlem gören ilk sosyal medya şirketi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kendi hayatımdaki kullanım sürelerimi baz aldığımda Twitter’dan sonra ikinci en çok kullandığım web sayfasıdır. Kariyer ve iş odaklı olan LinkedIn, doğal olarak çalışanları hedef almaktadır. Aslında değerlemesi bakımından belki de ileriki senelerde çok daha fazla değerlendirilecek olan bu platform ile ilgili olası sıkıntıları belirtmeden once birkaç istatistik paylaşalım.

Kuruculuğunu Reid Hoffman’ın yaptığı LinkedIn’de 1000’in üzerinde çalışan bulunmaktadır. Şirketin CEO’luk görevini Jeff Weiner yürütmektedir. Şu anda 9.3 milyar $’lık bir değerlemeye sahip platformun 119 milyondan fazla üyesi bulunmaktadır. 1 milyonuncu aboneye ise Eylül 2004’te ulaşmıştır. 2010 yılında platform üzerinde tam 2 milyar kişi araması yapılmış olup, üyelerinin %80’i 24 yaşından büyük çalışan insanlardan oluşmaktadır. %58.5’ini erkeklerin oluşturduğu siteye her saniye bir yeni kullanıcı eklenmektedir. Kıtasal bazda baktığımızda ise Kuzey Amerika toplam üyelerin %47.2’sini oluşturmaktadır. Avrupa ise %22.8 ile ikinci sıradadır. Fakat ülke bazında baktığımızda Amerikadan sonra en çok kullanan ülkeler sırasıyla Hindistan, İngiltere, Kanada, Brezilya ve Hollanda olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sektörü bazında incelendiğinde ise teknoloji odaklı şirketler en yüksek payı kapıyor. (%16) Sonrasında ise sırasıyla Finans, Üretim, Sağlık gibi sektörler geliyor. Fortune 100 listesindeki 69 şirketin burada bir hesabı bulunmakta.

Türkiye’den 970.814 kullanıcı bulunmakta. 19.328 kişi “director” ünvanına sahip.

Sektörel gruplar, skills seçeneğinin eklenmesi ve daha birçok yenilik ile daha fazla kullanımı amaçlayan LinkedIn öte yandan Twitter ve Facebook gibi status güncellemeleri tarzındaki özelliği ile aslında son kullanıcılar tarafından hoşnutsuz karşılanabiliyor. Şirket ve eğitim bilgilerinin paylaşılması ile daha ciddi bir duruşa sahip platformda status güncellemelerinin alakasız durduğunu düşünen kullanıcıların sayısı hiç azımsanacak boyutta değil.

Öte yandan ciddi derecede insanlara erişim açısından aktif olarak kullanılan platform, gruplarda bireylerin ürettikleri içeriklerle düzenli takip edilesi bir site olma özelliğini yeni yeni kazanmaya başladı. Özellikle Skills seçeneği ile birlikte daha aktif kullanılacağını düşünüyorum.

Platformun istatistikleri son derece güzel. Finansal durumuna baktığınızda borsaya açılmış ilk platform gibi parametreler ciddi etkileyici olabiliyor. Fakat Linkedin’de esasen bir sıkıntı göze araştırma yaptıkça çarpıyor. Platform ilk kurulduğunda herşey son kullanıcıya bırakılmış ve Textbox odaklı olmasından dolayı aslında LinkedIn’i değerli kılacak olan veriler ile ilgili son derece ciddi sıkıntılar mevcut. Son kullanıcı profilini oluştururken karşısına çıkan textbox’a (auto complete özelliği sonradan eklenmişti) istediği herşeyi yazabiliyor. Dolayısıyla bu veriler veritabanına kaydedildiğinde ve üzerinde araştırma yapıldığında hata oranına sahip analizler elde ediyoruz.

LinkedIn’in sıkıntısı aslında tam olarak veri kirliliği. Aynı sorun aslına bakarsanız Facebook’ta da var. Fakat Facebook sağlıklı veri oranının yüksek olmasından (demografik) ve diğer sayısız fonksiyonundan ötürü bu alanda çok fazla sıkıntı yaşamıyor. Eğer bir gün kullanıcıların vermiş oldukları Like’lar ciddi analize tabi tutulursa orada sıkıntılar karşılarına çıkacaktır. LinkedIn’de ise bu durum daha farklı. Çünkü esas gücü olan alanlarda ciddi bir veri kirliliği var. Nedir bu alanlar derseniz karşımıza ilk çıkanları okul isimleri, şirket isimleri ve elbette ünvanlar. Ünvanların bir standardının olmaması olağan bir durum fakat kişisel yorumuma göre Türkiye’de çok üst seviyelerde bir ünvan merakı bulunmaktadır. Az sonra örneklerle bunu detaylandıracağız fakat açıkçası çalışandan çok manager, director, CEO unvanına sahip kişilerle karşılaşıyoruz. CEO’nun açılımını dahi yapamayacak kullanıcılar bu ünvanı sahiplenmiş durumdalar. CEO ilk başta yönetim kuruluna karşı sorumludur. Sonrasında hissedarlar, çalışanlar, müşteriler, bankalar şeklinde bu sıralama uzar gider. Malesef ülkemizde altında çalışan olmayıp 3 kişilik şirket olup CEO unvanına sahip şirketler bulunmaktadır.(?) (Diğer iki kişinin unvanı ise CTO ve CFO)

Şimdi bu veri kirliliğine ilişkin birkaç örnek verelim. Yaklaşık 3000 kişi üzerinde yapmış olduğum bu çalışmada ilk etapta liseleri kıyaslayalım. Türkçe bir harf içeren Kabataş Anadolu Lisesi ile hiç Türkçe harf içermeyen Galatasaray Lisesi örnek liselerim olsun. Kullanıcıların girmiş oldukları bilgiler aşağıdaki gibidir.

Üniversiteler için durum çok daha karmaşık bir hale gelebiliyor. BOUN, İTÜ, METU, ODTU gibi kısaltmaların yanı sıra kullanıcıların bir kısmı LinkedIn’de onunla ilgili bir alan olmasına ragmen bitiriş yıllarını ismin olduğu yere yazıyorlar. 2007 Yıldız Teknik Üniversitesi gibi. Aşağıda Boğaziçi Üniversitesi’ne ilişkin bir örneklem bulunmaktadır.

LinkedIn’de degree alanı tamamen son kullanıcıya kalmış bir textbox. Dolayısıyla her kullanıcı aklına ne gelirse onu yazıyor. Kimisi GPA değerini, kimisi eğitim tipi (Msc gibi), kimisi fakültesini… Burada inanılmaz boyutta bir veri kirliliği var.

Aşağıda göreceğiniz aslında Türkiye’de bulunan tek bir şirkettir. Fakat her kullanıcı aklına geleni yazdığı için bu şekilde bir farklılık oluşmuştur. Bunlar standardize veri (tekilleştirilmiş, doğrulanmış) olmadığı için raporlamada ve analizde sanki farklıymış gibi karşımıza çıkacaktır. Çözümü var mı? Aslında rahat bir şekilde olabilir. LinkedIn şirketler bazında farklı bir yapılanmaya giderse aslında bu sorunu çözebilir. Aşağıdaki örnekte bu kadar farklı şirketin olmasının nedeni aslında sürekli bir joint venture yapıya gidilmesi veya satın alınması veya hisse değişiminden kaynaklanmaktadır. Fakat marka bazında verilecek yetki ile aslında tüm bu şirketlerin tek bir şirket olduğu sağlaması yine son kullanıcıya bırakılabilir.

Ünvan kısmı ise tüm bunlardan farklı olarak aslında başlı başına bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Üç kişilik şirketin CEO’su olamaz mı diye karşı çıkabilirsiniz. Fakat tek yazarı olan bir web sayfasının CEO’su olması ne derece mantıklı geliyor size? Bu araştırma grubunda tam 63 kişinin unvanlarında CEO kelimesi barınmaktadır.

Yukarıda yazmadığım daha çok alan var. Bunlardan ilki üniversitelerin bölümleri. Malesef master yapmış kişiler dahi üniversitelerinin bölümlerini doğru yazamayabiliyor. Bu sıkıntının olmadığı bir yer var mı? Evet var. LinkedIn’in geçtiğimiz günlerde yayına aldığı Skills bölümünde böyle bir sorun bulunmamaktadır.  Şirketler ve üniversiteler (onları da şirket kabul edebiliriz aslında) kendi sayfaları olursa ve bunun aslında sadece çalışan sayısı ve adres girmenin çok daha ötesinde fonksiyonlarla zenginleştirilirse bu veriler büyük çoğunlukla temizlenebilir. LinkedIn bunu yapmak isterse benzerlik algoritmalarını kullanarak bir gün tüm verileri temizlemiş olabilir.

Peki bu neden gerekli? Aslında tek nedeni var. Facebook’un bu kadar öne çıkmasının ve değerli olmasının sebebi nedir? Doğruluk derecesi yüksek demografik bilgiler ışığında kullanıcı hedeflemesi çok yüksek. Reklamcılık tarihinin her daim sıkıntısı olan hedef kitleye ulaşma belkide en net olarak Facebook üzerinden başarılabiliyor. Aslına bakarsanız LinkedIn’de de benzer bir reklam yayınlama söz konusu.

Öte yandan bir gün gelecek (hatta gelmeye başladı) şirketlerin derdi iletişim grupları oluşturmak ve Like almanın çok daha ötesine çıkacak. Firmalar daha ciddi bütçeler ayırdıkça, sosyal medya platformlarına daha çok sorgulamaya başlayacaklar. Sadece Like almak veya Follower sayılarını arttırmanın ötesine geçip gerçek hedef kitleye ulaşmak isteyecekler. BMW sadece Facebook’ta bir sayfa açarak ve başka hiçbirşey yapmayarak milyonlarca kişiye ulaşabilir. Peki satın alma ihtimali olan kişilere erişim için ne yapmalı? Aslında LinkedIn’i değerli kılacak kısım burası olacaktır. Fakat öncesinde bu veri kirliliği sorununu aşması gerekecek.

 

 

 

 

 

Comments are closed.