<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Smart Marketing Journal</title>
	<atom:link href="http://smj.ph.com.tr/blog/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://smj.ph.com.tr/blog</link>
	<description>Pazarlamanın geleceğine ait yazılar...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 11 Jan 2012 13:05:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Collaborative bir Pazaryerine Doğru</title>
		<link>http://smj.ph.com.tr/blog/2012/01/collaborative-bir-pazaryerine-dogru/</link>
		<comments>http://smj.ph.com.tr/blog/2012/01/collaborative-bir-pazaryerine-dogru/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Jan 2012 12:52:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Asli Tosuner</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[asli tosuner]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Project House]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://smj.ph.com.tr/blog/?p=3691</guid>
		<description><![CDATA[Eski çağlarda ticaretin merkezi, insanların alışveriş yapmak için toplandığı, çeşitli eşya ve yiyeceklerle değişik kültürlerin izlerinin  taşındığı, bu sebeple heyecan verici bir deneyim olarak yerleşmiş olan pazaryerleridir. Pazaryerleri sadece alışveriş yapma amacı taşımıyordu. Örneğin eski Yunan “agora”larında insanlar alışverişin yanında, sohbetler ediyor, bilgi değiş tokuşu yapıyor, siyasi konuları tartışıyordu, toplanma yeri anlamına gelen agoralar sanatsal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2012/01/collaborate.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3692" title="collaborate" src="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2012/01/collaborate.jpg" alt="" width="400" height="300" /></a>Eski çağlarda ticaretin merkezi, insanların alışveriş yapmak için toplandığı, çeşitli eşya ve yiyeceklerle değişik kültürlerin izlerinin  taşındığı, bu sebeple heyecan verici bir deneyim olarak yerleşmiş olan pazaryerleridir. Pazaryerleri sadece alışveriş yapma amacı taşımıyordu. Örneğin eski Yunan “agora”larında insanlar alışverişin yanında, sohbetler ediyor, bilgi değiş tokuşu yapıyor, siyasi konuları tartışıyordu, toplanma yeri anlamına gelen agoralar sanatsal ve kültürel bir merkez konunumda işlev görüyordu. Aynı şekilde ürünlerin değiş tokuş edildiği Roma forumları halkın toplandığı ve çeşitli faaliyetleri gerçekleştirdiği büyük alanlardı. Pazar kelimesinin kökeni olan “bazaar”lar da aynı işlevleri Ortadoğu’da görmekteydi. Pazar alanı, aktif bir sosyal yaşam alanı olarak şehirlerin merkezinde yer alıyordu.</p>
<p>Günümüzde ise alışveriş yapmak bireysel bir eylem haline gelmiştir. Parlayan spotlar, ekranlardan fışkıran mesajlar, mağazaya girdiğinizde etrafınızda pervane olan satıcılar, hepsi bir kişi ve tek bir şey için vardır; birey ve bireyin memnuniyeti. Bu sebeple alışverişimizi yalnız yapıyoruz. Bir mağazada 10 kişi geziniyorsa, çoğunlukla bu 10 kişinin birbirinden haberi olmadan,  bu deneyim gerçekleşip sonlanıyor. Oysa insanlar eski çağlardan beri alışverişi sosyalleşme için bir araç olarak da kullanmış ve alışveriş alanlarında çok çeşitli faaliyetleri beraber yürütmüşlerdir. Ve alışveriş alanındaki insanlar her zaman diyalog içerisinde hareket etmişler, bu diyalog ve eylemin çeşitliliği, insanları o alana tekrar getirmiş ve de yenilikler yaratmalarını sağlamıştı.</p>
<p>Dünyada yeni yükselen bir davranış biçimi olan “paylaşarak tüketim”, “imece usülü tüketim”, “ortak kullanım” veya orijinal ismiyle <em>collaborative consumption</em>, satın almadaki yüzyıllık yalnızlığımızın son bulmaya başladığını müjdeliyor. <em>Collaborative consumption</em>, özellikle sosyal ağlar aracılığı ile insanların eşya ve hizmet kiralaması veya değiş tokuş etmesine deniliyor. Bu eyleme olanak sağlayan ağlara ise <em>collaborative consumption networks</em>(ortak kullanım ağları) adı veriliyor. Bu ağların benimsenmesi ve kullanılmasının en önemli sebebi aynı eski pazaryerlerinde olduğu gibi diyaloğa, paylaşıma ve sosyalleşmeye olanak tanımasıdır. Bu sistemlerin ana dinamiği peer-to-peer yani kişiden kişiye eylem içermesidir. Yani alıcılarla satıcılar arasında bir aracı yok. İnsanlar birbiri ile görüşmek, iletişim kurmak ve birbirlerine güvenmek zorundalar. Sanılanın aksine çok sayıda insan bu sistemleri benimsemiş durumdalar ve çok da dürüstler. Dürüstler çünkü sadece markanın ünü değil artık kişilerin de sanal ünü sosyal yaşamları açısından son derece önemli hale geldi.</p>
<p>Artık başkalarıyla paylaştıklarımızı, onlara sunduklarımızı kapsayan sosyal benliğimiz önem sırasında en başta ve davranışlarımız onu doyurmak üzere şekilleniyor. Markaların artık bireyin özgüveni ve kimliğini beslemek yerine sosyal benliğine odaklanması gerekiyor. Çünkü collaborative consumption ihtiyaçlarla ilgili değişimleri net bir şekilde ortaya koymaktadır. Collaborative yani işbirliği içinde ve ortaklaşa olan bir yaşam tarzında, insanlar doğrudan birbiri ile iletişim kuruyor, çevrelerini genişletiyorlar, sosyalleşiyorlar, istediği ürün ve hizmeti daha çok seçenekler arasından seçiyorlar, bir topluluğun parçası oluyorlar ve biriktirdikleri deneyimler daha fazla oluyor.</p>
<p>İnsanların tutumlarının daha çok sosyelleşmeye ve deneyim biriktirmeye yönelik olması, markaların da pazarlama stratejilerini ürün ve hizmetleri için daha “sosyal bir pazaryeri” yaratmak üzere konumlandırmalarını gerektiriyor. Çünkü tüketen insan artık kullanan ve erişen insana dönüşüyor. Bu dönüşüm neticesinde pasif şekilde oturduğu yerden mesajları almak yerine, sürece dahil olmak hatta, ona kendinden birşeyler katmak istiyor. Tabi ki tek başına değil, topluluğun geri kalanıyla beraber ve onların ilgisini çekebilecek seviyede. Bu sebeple markanın topluluğundaki insanların bilgi paylaşımında olabileceği ve üretim yapabileceği bir “hub” yani merkez yaratması gerekiyor. Ve bu süreçte, aracı olmaması, markanın ulaşılmaz bir imajdan ziyade “bizim topluluğun moderatörü” kıvamında bir konuma sahip olması gereklidir.</p>
<p>Sosyal ağlar ilk etapta insanların daha fazla iletişim kurmasını sağladı ve bu nedenle benimsendi. Bundan sonraki aşama bu iletişimin sanal olmaktan çıkıp yaşayan topluluklara dönüşmesidir. <em>Collaborative consumption</em> bu dönüşümün en güçlü habercisi olarak görülmektedir. İnsanları ayrıştırıcı değil, onları birleştirici olarak hareket edenler bu süreçten karlı çıkacaklardır.</p>
<p>Collaborative bir yaşam tarzı dünyada yükselirken, insanlar daha çok diyalog içinde ve paylaşımcı olacaklar; markaların ise kendilerine ait para birimleri yarattıklarını, kullanılmış ürünlerini toplayıp ayrı pazarlar oluşturduklarını, hatta ürünlerinin üretimine doğrudan müşterilerinin katıldığı, insanların kendi kendileri için üretmelerine olanak tanıyarak hem üretim maaliyetlerini düşürdükleri, hem de insanların sosyal ihtiyaçlarını karşıladıklarını göreceğiz.</p>
<p>Aslı Tosuner</p>
<p>Kaynaklar:</p>
<p><a href="http://collaborativeconsumption.com/">http://collaborativeconsumption.com</a></p>
<p><a href="http://ortakkullanimhareketi.blogspot.com/">http://ortakkullanimhareketi.blogspot.com</a></p>
<p><em>What’s Mine is Yours</em>, Rachel Botsman&amp;Roo Rogers</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://smj.ph.com.tr/blog/2012/01/collaborative-bir-pazaryerine-dogru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2012, Trendler ve Pazarlama</title>
		<link>http://smj.ph.com.tr/blog/2012/01/2012-trendler-ve-pazarlama/</link>
		<comments>http://smj.ph.com.tr/blog/2012/01/2012-trendler-ve-pazarlama/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 12:21:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serhatakkilic</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Serhat Akkılıç]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://smj.ph.com.tr/blog/?p=3676</guid>
		<description><![CDATA[“Trendleri değil, kalbinizi takip edin.” – Krist Novoselic Aşağıdaki yazıda, Pazarlama Zirvesi Digital Marketing Forum 2011′de yaptığım sunumun ardından düşündüklerimi bazı yorumlarımla beraber kaleme almaya çalıştım. Konuşma videosunu da ilk fırsatta paylaşacağım. 2011, benim için sadece dijital pazarlamanın bir zafer daha kazandığı yıl olmadı. Dijital iletişimin toplumsal dönüşümü bu kadar tetiklediği başka hiçbir yıl yaşamadık. Zeytinburnu’nda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2012/01/serhat-bey.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3677" title="serhat bey" src="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2012/01/serhat-bey.jpg" alt="" width="304" height="166" /></a></em></p>
<p><em>“Trendleri değil, kalbinizi takip edin.” – <a title="Krist Novoselic" href="http://www.google.com.tr/search?q=Krist+Novoselic" target="_blank">Krist Novoselic</a></em></p>
<p><em>Aşağıdaki yazıda, Pazarlama Zirvesi Digital Marketing Forum 2011′de yaptığım sunumun ardından düşündüklerimi bazı yorumlarımla beraber kaleme almaya çalıştım. Konuşma videosunu da ilk fırsatta paylaşacağım.</em></p>
<p>2011, benim için sadece dijital pazarlamanın bir zafer daha kazandığı yıl olmadı. Dijital iletişimin toplumsal dönüşümü bu kadar tetiklediği başka hiçbir yıl yaşamadık. Zeytinburnu’nda polis ve mahalleli sokaktayken hemen hemen hiçbir TV kanalının yayınlamadığı haberi de, göçük altından gelen tweetleri de, Wall Street’in işgalinin dünyaya yayılmasını da dijital iletişime borçluyuz.</p>
<p>Sadece ekmeğini dijitalden kazananlar değil, iletişim mesleğine herhangi bir yanından bulaşmış herkes için şunu fark etmek önemli: Dijital sayesinde yaşadığımız dönüşüm, pazarlama ve iletişim konularının çok daha fevkinde!</p>
<p>Her yılın sonuna geldiğimizde dijital pazarlama ile ilgili yazılar yazdım durdum. Her yıl dijital devrimin pazarlama iletişimini nasıl değiştirdiğini baş döndürücü hızla yaşadığımız gelişmeleri analiz ederek gördük.</p>
<p>2011 içerisinde yaşadıklarımız, dijitalin pazarlama ve iletişimden çok daha büyük bir şey olduğunu bize gösterdi. İş dünyası artık toplumsal olaylar ve zamanın ruhundan gücünü alan  önünde durulması zor dalgalarla barınağı olmadan karşı karşıya gelmiş durumda. Bu dalgaların üzerinde kalanlar için büyük fırsatlar, farkına varmayanlar içinse maalesef kolay olmayan bir dönem var önümüzde.</p>
<p>2012 yılında, şu an için sosyal medya dediğimiz, ama gittikçe birbirine bağlı olan tüm iletişim öğelerinin ana özelliği olacak yeni web düzeni, pazarlama ve iletişim departmanlarının tam ortasındaki masaya yerleşmek için ilk adımlarını atacak.</p>
<p>Kurumsal itibar yönetiminin geçtiğimiz yıla kadar kullanılan bir çok aracı, maalesef artık çok sınırlı bir etkiye sahip. Haksız yere yapılan suçlamalardan, farkına varılmadan yapılan yanlışlara kadar markaları zor durumda bırakan pek çok vaka yaşandı 2011′de. Bir çok  marka da bir kaç yıl öncesine kadar tahmin bile etmediği yollarla hedef kitlesini etkilemeyi başardı.</p>
<p>Elbette daha çok dijital reklam, daha renkli dijital oyuncaklar, daha fazla interaktivite 2012 ile beraber geliyor, ama bunlar bana kalırsa sadece birer teferruat. Bu yıl da %30-40′larla büyüyen bir dijital iletişim sektörü, teknolojiyi bilip iş yönetmeyi bilmediği için aynı oranda büyümeyen karlılıkları yönetemeyecek, bu sebeple de batmadığı takdirde en iyi ihtimalle hayat kalitesi daha da düşecek  olan  ajans güruhu, dijitalin ne olduğunu anlamaya samimi çaba göstermeyen reklamverenlerin emekliliği bekleyen yöneticileri ve bütün bunların içerisinde doğru kafa ayarı yaptığında hem ajans  hem de reklamveren tarafından zıpkın gibi fırlayacak kampanyalar, girişimler, ajanslar, elbette yine hayatımızda olacaklar.</p>
<p>Ama -özellikle işi dijital olanlarımız için- bunların dışında bir şeyleri şimdiden düşünmeye başlamamız gerekiyor:</p>
<p>Dijitalin teknolojiyle aynı olduğunu beynimize kazıdık, oysa artık bu iki kavramı birbirinden tamamen ayrı değerlendirmenin de zamanı geliyor. Dijital dönüşümün insan psikolojisine etkilerini, sosyal dönüşümdeki katalizörlüğünü, kültürel / etnik / dini polarizasyonu ne kadar artırabileceğini, hatta bir savaşın sebebi bile olabileceğini daha çok fark edeceğimiz dönemlere giriyoruz.</p>
<p>2012′de, iletişimi dijital ile yönetmeyip aslında sadece teknolojiyi ve oyuncaklarını yönetmenin çıkmazlarını her alanda daha da çok hissedeceğiz.</p>
<p>Yapılan kampanyaların ters tepecek silahlar gibi markayı vurma ihtimalinin olduğu,kurumsal itibarın makyajla parlatılması gereken değil, kurumun gerçek ruhunu samimiyetle aktarması gereken bir dönem bu. Kurumsal iletişim sürecinin tek başına sadece bir departmana değil, artık gerçekten iletişime herkes dahil olduğu için tepeden tırnağa tüm çalışanlara ait olduğu bir dönem. Dijital iletişim ve reklam profesyonellerinin, teknolojik oyuncakları zaten bir gerek şart olarak görüp, bunların etkilerine odaklanması artık başarı için çok daha elzem olacak.</p>
<p>İstisnaları olmakla beraber, tüketicinin yavaş yavaş palavra olarak agılamaya başladığı “sosyal sorumluluk kampanyası” kavramının dijitalle birleşmesinden çıkacakları, daha çok konuşmak gerekecek mesela. Sadece botoxlu ağır makyajlı produksiyonların 30 saniyelik TV reklamlara dönüşmesiyle sosyal sorumluluk kampanyası tanıtmaktan öte, kitlelerin dahil olmasını sağlayacak katılımcı /crowd-sourcing platformları yaratmanın/ sahiplenmenin ne kadar doğru olduğunu anlayacak bazı markalar.</p>
<p>Vitrini kurtarmak için değil, işin bizzat göbeğindeki süreçlere, kar etme hedefiyle eşit öncelik vererek sürdürülebilirlik, çevresel etki gibi başarı kriterlerini koyan bazı markalar, samimi olarak tüketicinin karşısına çıkabilecek. (Global CEO’muz David’in yeni çıkardığı <a title="Who cares winsby David Jones, HAVAS / Euro RSCG Worldwide Global CEO" href="http://www.amazon.com/Who-Cares-Wins-business-Financial/dp/0273762532/" target="_blank">şu kitap</a>, 2012′ye girerken önümüzdeki 10 yılda – eğer çökmezse- yeniden tanımlamamız gereken kapitalizme de göz kırpıyor olabilir mi?)</p>
<p>Bu arada, hiç karamsar değilim. Tam tersine, reklamcılık ve iletişim mesleklerinin hiç olmadığı kadar heyecanlı bir döneme girdiğini düşünüyorum. Önümüzde inanılmaz büyük fırsatlar var, hem ülkemiz hem de büyüyen tüm pazarlar için!  Bunun için yeterince olgunlaşmış teknolojilerimiz zaten var, sadece onları daha az idrak eden zihin modellerini terk etmemiz, dijital iletişim ile teknoloji uzmanlıklarını, birbiriyle çok ilintili olsalar da, ayrı odaklarla değerlendirmemiz gerekiyor.</p>
<p>Buradaki mücadele, dijitali sonradan görüp idrak etmeye çabalayan nesillerin mücadelesi.  1990′ların sonunda doğan kuşağın fabrika ayarı, pazarlama ve iletişim için yıllardır benimsediğimiz düsturun bir kısmını, zaten komik bulacak <img src="http://www.serhatakkilic.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif" alt=":)" /></p>
<p>Yeni yıla girerken, sadece  toplantı odası ruh haliyle düşünen iş dünyasının değil, kalbini takip eden profesyonellerin kafa ayarı yapmasının da tam zamanı! zira iyi işler, bu profesyonellerden ve onların önünü açabilecek vizyonu olan üst düzey yöneticilerden gelecek.</p>
<p>2012 hepimize sağlık ve mutluluk, ülkemize ve dünyaya huzur getirsin,</p>
<p>Serhat Akkılıç / <a title="Serhat Akkılıç Twitter" href="http://www.twitter.com/sakkilic" target="_blank">@sakkilic<br />
</a><br />
Yönetici Ortak<br />
Project House</p>
<p>Not: Yukarıdaki tüm düşünceler, ajansım adına değil kendi adıma ifade ettiğim görüşlerimdir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://smj.ph.com.tr/blog/2012/01/2012-trendler-ve-pazarlama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bizimkisi Aşk Evliliği&#8230;</title>
		<link>http://smj.ph.com.tr/blog/2012/01/bizimkisi-ask-evliligi/</link>
		<comments>http://smj.ph.com.tr/blog/2012/01/bizimkisi-ask-evliligi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 09:17:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Baskaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[emre baskaya]]></category>
		<category><![CDATA[intel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://smj.ph.com.tr/blog/?p=3643</guid>
		<description><![CDATA[Bir bilgisayarı, internet bağlantısı ve tarayıcısı olan tüm kullanıcılar bilir. Her gün, çeşitli markaların dijital kampanyaları,  sosyal medyayı ve mikrositeleri süsler. Kimileri çok beğenilir günlerce konuşulur, kimileri ise sıradandır, hem cinsleri gibi bir süre sonra kaybolur giderler. Peki bu kampanyaların kurgulanıp yayına girmesinden önce, Marka ile Ajans arasında nasıl bir iletişim kuruluyor ve ideal bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2012/01/business-to-business-handshake.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3644" title="marka - ajans aşk evliliği" src="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2012/01/business-to-business-handshake-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>Bir bilgisayarı, internet bağlantısı ve tarayıcısı olan tüm kullanıcılar bilir. Her gün, çeşitli markaların dijital kampanyaları,  sosyal medyayı ve mikrositeleri süsler. Kimileri çok beğenilir günlerce konuşulur, kimileri ise sıradandır, hem cinsleri gibi bir süre sonra kaybolur giderler.</p>
<p>Peki bu kampanyaların kurgulanıp yayına girmesinden önce, Marka ile Ajans arasında nasıl bir iletişim kuruluyor ve ideal bir ajans-müşteri ilişkisi nasıl olmalıdır?</p>
<p>Aşk evliliği mi yoksa mantık evliliği mi başlığı aslında konuyu özetliyor. Marka ile ajans arasındaki ilişki de bu iki boyuttan birinde ilerliyor. Ya günlük rutine binmiş, heyecanını yitirmiş, yaratıcı insanlarda marka körlüğü oluşmuş bir hal alıyor, ya da ideal şartlarda olması gerektiği gibi, yeni heyecanların, yeni zorlukların ve bunların üzerinden gelme isteğinin üst düzeyde olduğu bir boyutta ilerliyor.</p>
<p>Aslında bu ideal noktaya gelebilmek, ne markanın ne de ajansın tekelinde olan bir konu değil. Ama yine de, önemli bir görevin markaya düştüğüne ve konunun 5 ana başlıkta toplanması gerektiğine inanıyorum.</p>
<p><strong>1)      </strong><strong>Ajansınız; Stratejik ortağınızdır, Partnerinizdir, İş arkadaşınızdır&#8230;</strong></p>
<p>Belki de herşeyin başında bu yaklaşım geliyor ve aradaki ilişkinin ve hatta ortaya çıkacak iş kalitesinin belirleyicisi oluyor. Ajans ilişkisi, “neyse parası veririz yaptırırız” seviyesinde olan birçok marka ve pazarlama yöneticisi var. Öncelikle marka, ajansına bir stratejik ortak, işbirliği yaptığı bir partner gözüyle bakabilmeli. Şirket içi departmanlardan bir tanesi gibi davranmalı. Bunu da ajansa hissetirerek onların da değerli bir iş yaptığının algısını yaratabilmelidir. Eğer markanın yaklaşımı bu şekildeyse, Ajans çalışanlarının da, markayı sahiplenmesi ve kendi şirketiymiş gibi özverili çalışması, doğal bir sonuç oluyor.</p>
<p><strong>2)      </strong><strong>Marka Problemleri, Stratejisi Açık ve Şeffaf Olmalı&#8230;</strong></p>
<p>Finansal durumu ne olursa olsun, her markanın çözmesi gereken bir marka/ürün problemi vardır. Pazarlama yöneticilerinin marka stratejilerini tüm detayı ve açıklığı ile ajansı ile düzenli olarak paylaşıyor olması, kaliteli bir çıktı için önemlidir. Aynı zamanda, ajans çalışanlarının da üzerinde çalıştıkları konuya hakim olmaları ve kendilerini yeterli hissetmeleri anlamında da belirleyicidir. Bazıları tarafından zaman kaybı gibi görülebilir ama, gittisi-geldisi azalan işler şeklinde sonuçlandığından, kesinlikle iyi bir yatırım ve zaman tasarrufudur.</p>
<p><strong>3)      </strong><strong>Detaylı ve Anlaşılır Brief&#8230;</strong></p>
<p>“Biz dijitalde birşeyler yapmak istiyoruz ve ödül alsın istiyoruz.”  Belki de bir Müşteri yöneticisinin, marka tarafından en fazla duyduğu ve bir o kadar da hoşlanmadığı cümledir. Talebiniz son derece net ve anlaşılır olmalı. Varmak istediğiniz nokta, hedef kitle, ses tonu, stratejik amacınız, kreatif yaklaşımınız, beğendiğiniz örnek çalışmalar da dahil olmak üzere, brief içerisinde vereceğiniz her bir detay, size bir sonraki aşamada doğru çözüm sunan proje önerisi olarak geri dönecektir.</p>
<p><strong>4)      </strong><strong>Inovasyon ve Risk Alma&#8230;</strong></p>
<p>Fikir ekonomisinde yaşıyoruz. Başarılı tasarım veya fonksiyonellikten ziyade, büyük fikrin ayrıştırıcı olduğu bir dönemdeyiz. Büyük fikre ulaşmak çoğu zaman inovasyonu,  inovasyon ise risk almayı gerektirir. Dolayısıyla, Markanın inovasyona açık, Ajansın ise inovatif düşünce odaklı olması önemlidir. Bu noktada bahsedilmesi gereken bir çelişki de var. Inovasyon ve Risk almak, potansiyel başarısızlık anlamına da gelebilir. Daha evvel denenmemiş methodlar denenecek, başka markaların gitmediği yollar aranacaktır. Her 2 tarafın da bunun bilincinde olması ve belirli riskleri göze alıyor olması, sağlıklı yürüyen marka-ajans ilişkisini bozmamak için kritiktir.</p>
<p><strong>5)      </strong><strong>Her İş Acildir ve Hiçbir işin Yeterli Bütçesi Yoktur </strong><strong>J</strong><strong></strong></p>
<p>Eğer bu cümle, farkında olmadan tekrar ettiğiniz en sık cümlelerden biri haline geldiyse, inandırıcılığınızı kaybetmişsinizdir. Yukarıda da bahsettiğim gibi, her iki taraf için şeffaflık esas olmalıdır. İşler gerçekte yetişmesi gereken tarihten mutlaka birkaç gün önceye istenerek ajans sıkıştırılır. Müşteri yöneticileri de bunu gayet iyi bildikleri için birkaç gün kendi toleranslarını koyarlar. Proje bütçelerinde ise, marka mutlak pazarlık yaklaşımı içerisindedir. Ajans ise pazarlık payını bütçe rakamlarına önceden yansıtır. İlginç olan şu ki, hem zamanlamalar hem de bütçe pazarlıkları, sonuçta ortak bir noktada buluşur. Bu ortak nokta ise, en başta şeffaf ve dürüst bilgi paylaşımı ile zaten ulaşacağınız noktadır.</p>
<p>Maddeler belki çoğaltılabilir ama temel olarak bu 5 madde, marka-ajans ilişkisinde belirleyici rol oynar. Ve bu ilişkinin nereye gideceği ile ilgili karar vermekte son derece esneğiz&#8230;ya heyecan dolu, dürüst, samimi, şeffaf, yenilikçi bir aşk evliliğimiz olacak, ya da günü kurtardığımız, rutine dönmüş ve sönük bir mantık evliliği. Tercih bizim&#8230;<br />
Emre Başkaya<br />
Dijital Pazarlama Müdürü – Türkiye, Ortadoğu, Afrika<br />
Intel Corporation</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://smj.ph.com.tr/blog/2012/01/bizimkisi-ask-evliligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sahiplenmeme</title>
		<link>http://smj.ph.com.tr/blog/2012/01/sahiplenmeme/</link>
		<comments>http://smj.ph.com.tr/blog/2012/01/sahiplenmeme/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Jan 2012 10:06:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Esra Aksoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://smj.ph.com.tr/blog/?p=3660</guid>
		<description><![CDATA[Önümüzdeki dönemde hem tüketici hem de pazarlamacılar olarak bizi en çok şaşırtacak ve etkileyecek trendlerden biri &#8220;sahiplenmeme&#8221; trendi olacak. &#8220;Sahiplenmeme&#8221;, derken bir şeyin belli bir süre kullanımını; yani, kiralama ve/veya satın alındıktan sonra yeniden satılmasını kast ediyorum. Tüketicilerin birçok şeyi kiralama isteklerine alışkınız, ev, araba vb. Bu trend bize 2 yeni şeyi getiriyor olacak. İlki, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2012/01/sahiplenmeme.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3661" title="sahiplenmeme" src="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2012/01/sahiplenmeme-300x165.jpg" alt="" width="300" height="165" /></a>Önümüzdeki dönemde hem tüketici hem de pazarlamacılar olarak bizi en çok şaşırtacak ve etkileyecek trendlerden biri &#8220;sahiplenmeme&#8221; trendi olacak.</p>
<p>&#8220;Sahiplenmeme&#8221;, derken bir şeyin belli bir süre kullanımını; yani, kiralama ve/veya satın alındıktan sonra yeniden satılmasını kast ediyorum.</p>
<p>Tüketicilerin birçok şeyi kiralama isteklerine alışkınız, ev, araba vb. Bu trend bize 2 yeni şeyi getiriyor olacak.</p>
<p>İlki, kiralama sürelerinin uzaması. Araç kiralamada süreler uzamaya başladı, hatta üzerinde bir reklam olmasını kabul eden tüketiciler için kiralama işi daha ucuza gelebiliyor.</p>
<p>İkincisi, henüz sadece satın almayı tercih ettikleri birçok şeyi kiralamaları ve hatta yeniden satmaları. Bir kerede üstlenilen yüksek satın alma bedeline karşılık ömür boyu kiralama bedeli daha cazip gelmeye basladı. Kiralama birçok avantaj sağliyor, geri verebilme, deneyebilme, sigorta vb masraflar olmaması, servislerle uğraşmama hayat kolaylaştırıyor.</p>
<p>Örneğin, evinde bisikletini saklayacak yer bulamayanlar icin sahilde yaz boyunca her gün bisiklet kiralamak mümkün. Kiralama yavaş yavaş diğer sektorlere de sıçradı, örneğin artık her parti için farklı bir elbise almak yerine ünlü markalara ait elbiseler kiralanabiliyor.</p>
<p>Trendleri yakından takip eden, tüketicisini iyi tanıyan, iyi anlayan ve sürekli bu konulara kafa yoran markalar yeni iş modelleri hayata geçirerek fark yaratıyorlar. Siz yeni ve fark yaratan iş modelleri için neler yapıyorsunuz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Esra Aksoy</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://smj.ph.com.tr/blog/2012/01/sahiplenmeme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prometheus&#8217;u Beklerken</title>
		<link>http://smj.ph.com.tr/blog/2012/01/prometheusu-beklerken/</link>
		<comments>http://smj.ph.com.tr/blog/2012/01/prometheusu-beklerken/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Jan 2012 09:56:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mert Yıldırım</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://smj.ph.com.tr/blog/?p=3656</guid>
		<description><![CDATA[Yooo, hayır&#8230; Kafkas Dağında zincire vurulan Prometheus&#8217;dan bahsetmiyoruz, sinema tarihinde kült olmuş mükemmel bir baş yapıtın prequel&#8217;ini izleyeceğimiz Prometheus&#8217;dan bahsediyoruz. Bu konu hakkında size bir iyi bir de kötü haberim var, iyi haber: Yönetmen koltuğunda efsaneyi ve bu konsepti hepimizin aklına kazıyan isim Ridley Scott bulunuyor, kötü haber ise ülkemizde gösterim tarihi 1 Haziran 2012 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2012/01/prometheus.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3657" title="prometheus" src="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2012/01/prometheus-300x273.jpg" alt="" width="300" height="273" /></a>Yooo, hayır&#8230; Kafkas Dağında zincire vurulan Prometheus&#8217;dan bahsetmiyoruz, sinema tarihinde kült olmuş mükemmel bir baş yapıtın prequel&#8217;ini izleyeceğimiz Prometheus&#8217;dan bahsediyoruz. Bu konu hakkında size bir iyi bir de kötü haberim var, iyi haber: Yönetmen koltuğunda efsaneyi ve bu konsepti hepimizin aklına kazıyan isim <strong>Ridley Scott </strong>bulunuyor, kötü haber ise ülkemizde gösterim tarihi 1 Haziran 2012 olması. Evet bilim kurgu sevenler efsane yönetmen, 1979&#8242;da yarattığı efsane film Alien serilerinin öncesini anlatan gene efsane olacak bir film ile bizlerle olacak!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Alien?</strong></p>
<p>Aaaa.. Şimdi olmadı Alien serisini bilmiyor olamazsın sevgili okur. Belki yazacaklarım seni heycanlandırır ve gelecek olan bu filme gidebilirsin bir Alien hayranı daha kazandırabilirm o halde ben sana bunları anlatmak isterim. Nedir bu Alien? Ne yapar? Ne yapmaz?</p>
<p>Alien; 1979&#8242;de usta yönetmen Ridley Scott tarafından çekilmiş ikinci filmi olan Aliens 1986 yılında günümüzde adını Avatar ile birkez daha zirveye koyan James Cameron tarafından uyarlanmış ; daha sonra da serilere bağlanarak 1992 yılında David Lincher&#8217;ın 1997 yılında ise Jean-Pierre Jeunet tarafından beyaz perdede ve sanat camiasına kazandırılmış bir bilim kurgu- korku film serisidir. Ayrıca paralel olarak Alien Vs Predator(2004) ve Alien Vs Predator: Requiem (2007) filmleride konu ile çok içli dışlı olmasa da Alien karakterlerini barındırdığı için sayılmalıdır.</p>
<p>Şimdi de Alien(lar) hakkında bir bilgilendirmeye geçelim; Alien şu ana kadar gördüğüm bütün bilim kurgu filmlerindeki en iyi yaratık tasarımında halen 1.sırayı koruyan bir özelliğe sahip. Dış yapı iskeleti yüzünden mi, koyu renkli oluşumu yoksa yüzündeki o vahşilik mi bu sırayı koruyor bilemiyorum ama halen izlediğimde tüyleriminin diken diken olmasına sebebiyet verebiliyor.</p>
<p>Alien tasarımını görsel efekt ve en iyi başarı akademi ödüllü sürrelist ressam, heykeltıraş ve set tasarımcısı H.R Giger tarafından yapılmış olan uzayın en karanlık gezegenlerinde yaşayan filmlerinde hakkında çok fazla bilgiye sahip olunmayan bir yaratıktır. <em>( H.R Giger ile daha detaylı bilgiyi Prometheus filminin gelişine yakın yazmanın daha heycan vereceğini düşünüyorum bu yüzden haziran ayını beklemeniz gerekiyor:) )</em></p>
<p>Kitaplarında Böcek olarak geçtiği bile olmuştur; aslında filmlerimizin ilerleyen bölümlerinde bu yaratıkların aslında hükümetin <em>(ki bunların içinde özel bir şirketde bulunuyor)</em> peşinde olduğunu, onlar için tamamen bir biyolojik silah olan bu yaratıkların çoğaltılmasında ve toplanmasında bu şirketler sayesinde olduğunu anlıyoruz.</p>
<p><strong>Peki neden?</strong></p>
<p>İlk olarak Alienler tam bir öldürme makinesi çok hızlı, tam bir gizlenme ustası bir Alien’ı gizlendiği yerde görmeniz neredeyse imkansız. Asla acımayan çoğalan bir sisteme sahipler bir virus gibi bir diyebilirz diğer sebebi ise kitaplarında adı geçen Fire isminde bir doping&#8217;den.</p>
<p>Fire, Alien&#8217;ın salyasından yapılan bir doping ya da askeri amaçlı kimyasal bir güçlendirici diyebiliriz sol kolunuz olmasa bile bunu kullandıktan sonra 6-7 kişiyi rahatlıkla pataklayabildiğiniz bir ilaç olan Fire&#8217;ın yapımında kullanıldığı için. Biyolojik silah ile ilgili olan kısma dikkat edelim yazının ilerleyen yerlerinde tekrar o konuya geleceğiz.</p>
<p>Aslında birçok açıdan anlatılması gereken çok şey var ki üzerine 6 film çizgi roman, bir sürü oyun, roman, sanat akımı yapılan bu seri hakkında soru cevap şeklinde ilerleyelim ve hızlıca öğrenelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Alien tam olarak nedir?</strong></p>
<p>Bizim için yaratık olan Alien, hikayenin diğer karakterleri olan Space Jockey&#8217;ler için biyolojik silah Yautjalar için ise avlanma seanslarında kullandıkları canlılardır.</p>
<p><strong>Space Jockey mi?? Hayır bide Yautja diyorsun onuda anlamadım??</strong></p>
<p><strong>Space Jockey :</strong> 1979 Alien filminde indikleri gezegende bulunan uzay gemisinin pilot koltuğunda oturan fosilleşmiş canlının ırkıdır, 2012&#8242;de gelecek olan Prometheus filminde bu canlıları uzay gemisini görecek ve hikayenın orda nasıl olduğunu öğreneceğiz.Space Jockey&#8217;ler alienları biyolojik silah olarak kullanırlar en azından bizden önce düşünülmüş bir fikir.</p>
<p><strong>Yautja: </strong>1978 Predator, 1990 Predator 2, 2004 Alien Vs Predator, 2007 Alien Vs Predator: Requiem ve 2010 yapımı olan Predators filmlerindeki Humanoid (insanımsı formu olan) yaratık ırkına verilen isimdir. Predatorlar (Yautja) Alienları kendileri arasında seviye atlamaları için içlerinde ritüellerininde bulunduğu erişkinliğe geçiş sınavlarında kullanırlar Alien avlayan sınavı geçer, geçemeyen zaten bu hayata gözlerini yumuyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Saydığımız filmlerin hepsi birbiriyle kesişiyor? Birbirinden bağımsız karakterde aynı filmler bulunuyor, neden?</strong></p>
<p>Evet! Doğru bunun sebebi işi ucuza kapatalım mantığı değil elbette. Durum şu, bir ana hikayemız var bunun paralelinde ilerleyen bir evren ve karakterler bulunuyor aslında birçok karakteri tek bir hikaye üzerine bağlamaya çalışmaktan ibaret herşey ki bana sorarsanız çok heycanlandıran bir durum bu, örneğin Predator serilerinde Alien filmlerine bir çok gönderme bulunur hatta ve hatta bir sahnede bir alien kafatası görünmüş izleyicinin beğenisini toplamıştı bu sahne.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Alien nasıl bulaşır? Aşamaları nelerdir?</strong></p>
<p>Yumurta içerisinde ilk formunda dünyaya gelir Alien, etrafında bir hayat belirtisi olmadan çok uzun zaman içerisinde yumurtasının içerisinde bir kuluçka dönemi yaşayabilir oldu ki Alien yumurtası yanındasınız ve ona yaklaştını bakıyorsunuz incelemek için, hikayenin devamı şöyle olacaktır, yumurtanın içerisinde bulunan<strong> Facehugger </strong>yüzünüze yapışacak elleriyle kafanızı tutup kuyruğu ile boğazınızı sıkacaktır tabi sizi öldürmeyecek sadece geçici komaya sokacaktır bir yandan oral olarak size Alien&#8217;ın ilk formu olan Chestbusterı sokacak ve bu yaratık göğüs kafesinizin arkasında kuluçkaya yatacaktır.</p>
<p>Biraz zaman geçtikten sonraki bu genelde gün nadirde olsa saat diyebiliriz gayet sağlıklı şekilde ayağa kalkacaksınız, hiç birşeyim yok derken ansızın göğüs kafesinizi yırtarak çıkacak olan kücük bir yaratığa sahip olacaksınız aslında siz taşıyı annelik yapıyorsunuz. İnsan formu bu tür kuluçka dönemleri için mükemmel bir oluşum bu süre içerisinde sizin DNA zincirinizi kopyalayan ve sizden beslenen küçük yaratık sizden çıktıktan sonra kısa bir süre sonrasında asıl yetişkin formuna gelecek ve sizden sonra kalan arkadaşlarınızı hemen hemen 2 gün içerisinde avlayacaktır, bu sırada söylemeyi unuttum, çok üzgünüm ama acılı bir ölümünüz oldu, o dakikada da bir kurtuluşunuz yok. Ancak facehugger içinize tohumladığı zaman dondurulursanız daha sonra iyi bir cerrahi destek ile bu durumdan kurtulabilirsiniz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>DNA derken? Benimi kopyalıyor yani? Alien’a gerek yok benden bitane daha olması yeterli&#8230;.</strong></p>
<p>Hayır hayır, sadece yaşamsal faaliyetlerinizden yararlanıyor ve kendini oluşturuken içinde bulunduğu canlının DNA zincirinden faydalanarak humanoidmi ( insanımsı form) yoksa daha değişik bir yapıyamı sahip olacağı şekilleniyor. Örneğin ilk Alien filminde insan içinden çıktığı için bu Alien iki ayak üstünde duruyordu ve daha uzun boyluydu rengi daha siyah ve gri tonlarındaydı. Alien3 filminde bir köpeğin içinde hayat bulduğu için bu Alien türü yere daya yakın duruyor, ön ve arka bacaklarıyla çok daha hızlı koşuyordu ayrıca arka bacağındaki eklemleri de bir köpeğinki gibiydi, renk tonları olarak da daha kahverengiye/ kızıl tonlarına yakındı bu türe Runner, Dog Alien, Bambi Buster da deniliyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Tamam bu durum cok canımı sıktı neden korkar bu Alien? nasıl öldürebilirm?</strong></p>
<p>Filmlerden ve hikayelerden anladığımız kadarıyla Alienlar ona ateş ile saldırıldığı zaman hemen kaçıyor ve bilindiği gibi onlara ateş edilirse ölüyorlar. Çok yakından ateş etmemenizi tavsiye ederim çünkü kan yerine asit barındıran bir yapıya sahip yanınızda patlaması sizin için pek hoş olmaz. Öldürmeniz önemli değil önemli olan onun nerede olduğunu anlamanız ve o size gelmeden tetiğe basmanızdır, yapabilirseniz yaşarsınız.<strong></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>H.R Giger&#8217;ınt tasarımlarında pornografik ögelerin bulunduğu deniliyor. Hmmm&#8230;.yoksa doğrumu?<br />
ben bunları korku temalı sanıyordum ııyy&#8230;</strong></p>
<p>Evet çok doğru, Alien&#8217;ın formları dikkatli bakılırsa cinsel organlara yakındır, filmlerinde pek belli edilmeyen bu formlar Giger&#8217;in sergiledigi resimlerde oldukça belirgin çizilmektedir. Ayrıca pornografik öğelerin çok aykırı şekilde betimlemesidir ama bunlar film içerisinde bulunmuyor. Sürreal bir ressamın bakış açısı olarak adlandırabileceğimiz gibi, cinsel ögelerle ve insanların fobileriyle harmanlayıp ortaya kült olmuş film serileri, kitaplar, oyunlar, çizgi romanlar ve daha bir çok ticari eşya çıkarmış olmak açıkcası takdir edilmesi gereken bir durumdur. Ayrıca Giger bukadar piskopat gözükmesi hakkında çıkan birçok dedikoduya rağmen toprak solucanlarından korktuğunu belirtmiştir, evet bukadar korkunç bir yaratık yaratan sanatçımız hergün bahçenizde ve sokakta gördüğünüz solucanlardan korkmaktadır, belki de bu filmler onun korkularının dışa vurulmuş halidir? ; )</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Eeee&#8230;Sanırım anlamaya başlıyorum, Biraz da Prometheusdan bahsetsek?</strong></p>
<p>Çok güzel umarım açıklayıcı da olmuştur o halde şimdi gelecek olan filmimize dönelim tabiki araştırma ve izlenimler doğrultusunda bu fikirlere sahibiz ama anlatacaklarımın filmin konusu ile bağlantılı olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>1979 yapımı Alien&#8217;da ki yardım çağrısı gelen gezegeni hatırlarmısınız hani üzerinde üşen bir uzay gemisi vardı yapısal olarakda haylice büyükdü ve nostromo mürettabatı bu geminin içine girmiş ve alien yumurtalarından birinden bir misafiri gemilerine getirmişlerdi. İşte yeni gelecek olan bu filmde karakterlerimiz bu yapının içerisine bir maceraya atılacak kısa trailerden (ki bana sorarsanız teaser trailerdi) anlaşıldığı gibi Alien serisi soğuk, karanlık, yalnızlğı bol olan klastrofobik atmosferini koruyor gibi gözüküyor. Bana sorarsanız bu film serilerinin bizlere çok başarılı bir şekilde hissettirdiği fobileri ki sanırım insanoğlunun da en korktukları diyebiliriz, yalnızlık, karanlık, klostrafobidir. Hatta birkaçımız bu korkuları bu filmleri izledikten sonra sahip olmuş bile olabilirler <img src='http://smj.ph.com.tr/blog/wp-includes/images/smilies/icon_razz.gif' alt=':P' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Prometheus&#8217;da o yardım çağrısı atan geminin oraya nasıl düştüğünü ( sanırım) öğreneceğiz, kısa bir bilgi geçti elime:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>****** SPOILER ALARM*****</p>
<p>Filmde Space Jockey&#8217;ler Alienları dropshipler kullanarak düşman gezegenlere bırakıyor ve tüm yaşam formunu yok ediyorlar ve gezegeni rahatça elegeçiriyorlar, ama kargodan kaçan bir Alien şuan gezegende enkaz halinde olan gemiyi  nasıl düşürmüş bunu göreceğiz.</p>
<p>Sanırım konu şöyle ilerliyor,  trailerda gördüğümüz yapı yeri olan ( hani şu koca bir kafa heykeline sahip olan oda) kabile ya da uygarlıkla diyelim Space Jockey&#8217;ler bir savaş içerisinde ve oraya Alienları bırakmak için gelmiş ama kendi kazdıkları kuyuya kendileri düşmüşler bu sırada insanlarında olaya karışması ile tamamen işler işin içinden çıkılmaz bir hal almış&#8230;</p>
<p>Hatırlatırım Space Jockey&#8217;lerde  Alienları biyolojik silah olarak kullanıyorlar.:)  Aslında benim düşündüğümden de farkı birşey çıkabilir bunlar sadece varsayım <img src='http://smj.ph.com.tr/blog/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>****** SPOILER ALARM*****</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Trailerda Space Jockey&#8217;lerin pilot koltuğunu gördüm, burada aksiyon dolu bir sahne ve büyük ihtimalle de diğer filmlere bir gönderme olasılığı olduğunu düşünüyorum. Trailerda herhangi bir yaratık gösteriminde bulunulmamış ki çok hoşuma gitti bir süpriz ile karşılaşabilirz. Ama sevenlerine kötü bir haber filmin Cast&amp;Crew listesinde H.R Giger&#8217;ın adını göremedim bu şu demek olabilir, filme yeni bir giger tasarımı olan Alien eklenmemiş ya da şöyle söyleyelim yaratık tasarımcımız maalesef Giger değil. Gözüm genede açılış sahnesinde Creature design By H.R Giger görmek isteyecektir.</p>
<p>Trailerda bir sahnede kocaman bir heykel önünde yumurtaların konulduğunu düşündüğüm ve bana  ritüel yapılyormuş hissini veren bir alan var burdaki gizemide filmde çözeceğiz bence gezegendeki başka bir uygarlığa ait olabilir, heykelde farkettinizmi bilmiyorum ama yanaktan sokulmuş demirler ve kabartmalar gibi bişeyler vardı eğerki doğruya bunu Giger kendi çalışmalarında bolca kullanıyor ayrıca bu alandaki olan bitenleri bir düşünün, hoş ilerde daha net görseller elimize ulaşacaktır ozaman daha detaylı incelemesini yaparız, ben de cok heycanlandım evet, bekliyorum:)</p>
<p>Cast seçimide başarılı gözüküyor Inceptiondan tanıdığımız Logan Marshall-Green, Patric Wilson Guy Pearce ve Charlize Theron bulunuyor hepsi birbiriyle canlandırdığı farklı karakterler ile tanınıyorlar ve bu filme nasıl adapte olduklarını gerçekten çok merak ediyorum:) bir yandan gözlerim Bishop&#8217;u aramaya devam ederken trailerin müziği hakkında yazmadan geçemeyeceğim.</p>
<p>Trailerin müziğide Alien Serisi kadar soğuk, korku dolu ve bir o kadar da irite edici, gerçekten tüyleriniz diken diken oluyor. Yönetmen koltuğunda Ridley Scott olunca gerçekten kimle nasıl çalışacağını çok iyi biliyor. Yaklaşık 1 dakika olan trailerdan anladığımız şu: Ridley Scott tamamen Alien&#8217;in ilk hallerine sadık kalmış ve ona tekrardan hayat vermış bir çok hayranında istediği sanırım buydu yeni dönem bir yönetmen çekseydi büyük ihimalle kötü bir film olacaktı, klostrafobik biriyseniz, karanlıktan da korkuyorsanız, bu film tam size göre değil <img src='http://smj.ph.com.tr/blog/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Hepimizi tatmin edecek yüksek tempolu bir Ridley Scott filmi daha bizi bekliyor sevgili dostlarım, filmin gelmesine yakın konuyla alakalı tekrar bilgi paylaşımı içeren bir yazı paylaşacağım, bende en az sizler kadar heycanlıyım, hatta sizden dahada heycanlıyım sanırım. Tüm Alien severlere şimdiden iyi seyirler iyi korkmalar diliyorum:)</p>
<p>Bu kadar konuştuktan sonra hemen trailere bakıyoruz , 5 gün önce upload edilen traileri izleyen sayısı 3,927,139 ‘ e geldi bile ve gün geçtikçe de yükseliyor. Biz de izledikten sonra hemen eski günleri hatırlıyoruz ve yeni filmimizi beklemeye başlıyoruzJ</p>
<p>Unutmayın;</p>
<p>&#8220;In space no one can hear you scream.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://smj.ph.com.tr/blog/2012/01/prometheusu-beklerken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>LinkedIn&#8217;in Veri Problemi Nasıl Çözülebilir?</title>
		<link>http://smj.ph.com.tr/blog/2012/01/linkedinin-veri-problemi-nasil-cozulebilir/</link>
		<comments>http://smj.ph.com.tr/blog/2012/01/linkedinin-veri-problemi-nasil-cozulebilir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Jan 2012 09:54:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Koray Kocabaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[linkedin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://smj.ph.com.tr/blog/?p=3647</guid>
		<description><![CDATA[2003 yılının Mayıs ayında kurulan LinkedIn, Facebook ve Twitter gibi popüler sosyal medya platformlarına göre çok daha farklı bir konumlandırmaya sahip olmasına rağmen Amerikan Borsası’nda (NASDAQ http://www.google.com/finance?q=NYSE%3ALNKD) işlem gören ilk sosyal medya şirketi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kendi hayatımdaki kullanım sürelerimi baz aldığımda Twitter’dan sonra ikinci en çok kullandığım web sayfasıdır. Kariyer ve iş odaklı olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2012/01/linkedin.png"><img class="aligncenter size-full wp-image-3648" title="linkedin" src="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2012/01/linkedin.png" alt="" width="716" height="437" /></a></p>
<p>2003 yılının Mayıs ayında kurulan <a href="http://www.linkedin.com/">LinkedIn</a>, <a href="http://www.facebook.com/">Facebook</a> ve <a href="https://twitter.com/">Twitter</a> gibi popüler sosyal medya platformlarına göre çok daha farklı bir konumlandırmaya sahip olmasına rağmen Amerikan Borsası’nda (NASDAQ <a href="http://www.google.com/finance?q=NYSE%3ALNKD">http://www.google.com/finance?q=NYSE%3ALNKD</a>) işlem gören ilk sosyal medya şirketi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kendi hayatımdaki kullanım sürelerimi baz aldığımda Twitter’dan sonra ikinci en çok kullandığım web sayfasıdır. Kariyer ve iş odaklı olan LinkedIn, doğal olarak çalışanları hedef almaktadır. Aslında değerlemesi bakımından belki de ileriki senelerde çok daha fazla değerlendirilecek olan bu platform ile ilgili olası sıkıntıları belirtmeden once birkaç istatistik paylaşalım.</p>
<p>Kuruculuğunu <a href="http://www.linkedin.com/profile/view?id=1213&amp;locale=en_US&amp;trk=tyah2">Reid Hoffman</a>’ın yaptığı LinkedIn’de 1000’in üzerinde çalışan bulunmaktadır. Şirketin CEO’luk görevini <a href="http://www.linkedin.com/profile/view?id=22330283&amp;authType=NAME_SEARCH&amp;authToken=r9GZ&amp;locale=en_US&amp;srchid=1e9f454d-f03b-46f9-b97b-368469a72643-0&amp;srchindex=2&amp;srchtotal=237&amp;goback=%2Efps_PBCK_jeff+weiner_*1_*1_*1_*1_*1_*1_*2_*1_Y_*1_*1_*1_false_1_R_*1_*51_*1_*51_true_*2_*2_*2_*2_*2_*2_*2_*2_*2_*2_*2_*2_*2_*2_*2_*2_*2_*2_*2_*2_*2&amp;pvs=ps&amp;trk=pp_profile_name_link">Jeff Weiner</a> yürütmektedir. Şu anda 9.3 milyar $’lık bir değerlemeye sahip platformun 119 milyondan fazla üyesi bulunmaktadır. 1 milyonuncu aboneye ise Eylül 2004’te ulaşmıştır. 2010 yılında platform üzerinde tam 2 milyar kişi araması yapılmış olup, üyelerinin %80’i 24 yaşından büyük çalışan insanlardan oluşmaktadır. %58.5’ini erkeklerin oluşturduğu siteye her saniye bir yeni kullanıcı eklenmektedir. Kıtasal bazda baktığımızda ise Kuzey Amerika toplam üyelerin %47.2’sini oluşturmaktadır. Avrupa ise %22.8 ile ikinci sıradadır. Fakat ülke bazında baktığımızda Amerikadan sonra en çok kullanan ülkeler sırasıyla Hindistan, İngiltere, Kanada, Brezilya ve Hollanda olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Sektörü bazında incelendiğinde ise teknoloji odaklı şirketler en yüksek payı kapıyor. (%16) Sonrasında ise sırasıyla Finans, Üretim, Sağlık gibi sektörler geliyor. Fortune 100 listesindeki 69 şirketin burada bir hesabı bulunmakta.</p>
<p>Türkiye&#8217;den 970.814 kullanıcı bulunmakta. 19.328 kişi “director” ünvanına sahip.</p>
<p>Sektörel gruplar, skills seçeneğinin eklenmesi ve daha birçok yenilik ile daha fazla kullanımı amaçlayan LinkedIn öte yandan Twitter ve Facebook gibi status güncellemeleri tarzındaki özelliği ile aslında son kullanıcılar tarafından hoşnutsuz karşılanabiliyor. Şirket ve eğitim bilgilerinin paylaşılması ile daha ciddi bir duruşa sahip platformda status güncellemelerinin alakasız durduğunu düşünen kullanıcıların sayısı hiç azımsanacak boyutta değil.</p>
<p>Öte yandan ciddi derecede insanlara erişim açısından aktif olarak kullanılan platform, gruplarda bireylerin ürettikleri içeriklerle düzenli takip edilesi bir site olma özelliğini yeni yeni kazanmaya başladı. Özellikle Skills seçeneği ile birlikte daha aktif kullanılacağını düşünüyorum.</p>
<p>Platformun istatistikleri son derece güzel. Finansal durumuna baktığınızda borsaya açılmış ilk platform gibi parametreler ciddi etkileyici olabiliyor. Fakat Linkedin’de esasen bir sıkıntı göze araştırma yaptıkça çarpıyor. Platform ilk kurulduğunda herşey son kullanıcıya bırakılmış ve Textbox odaklı olmasından dolayı aslında LinkedIn’i değerli kılacak olan veriler ile ilgili son derece ciddi sıkıntılar mevcut. Son kullanıcı profilini oluştururken karşısına çıkan textbox’a (auto complete özelliği sonradan eklenmişti) istediği herşeyi yazabiliyor. Dolayısıyla bu veriler veritabanına kaydedildiğinde ve üzerinde araştırma yapıldığında hata oranına sahip analizler elde ediyoruz.</p>
<p>LinkedIn’in sıkıntısı aslında tam olarak veri kirliliği. Aynı sorun aslına bakarsanız Facebook’ta da var. Fakat Facebook sağlıklı veri oranının yüksek olmasından (demografik) ve diğer sayısız fonksiyonundan ötürü bu alanda çok fazla sıkıntı yaşamıyor. Eğer bir gün kullanıcıların vermiş oldukları Like’lar ciddi analize tabi tutulursa orada sıkıntılar karşılarına çıkacaktır. LinkedIn’de ise bu durum daha farklı. Çünkü esas gücü olan alanlarda ciddi bir veri kirliliği var. Nedir bu alanlar derseniz karşımıza ilk çıkanları okul isimleri, şirket isimleri ve elbette ünvanlar. Ünvanların bir standardının olmaması olağan bir durum fakat kişisel yorumuma göre Türkiye’de çok üst seviyelerde bir ünvan merakı bulunmaktadır. Az sonra örneklerle bunu detaylandıracağız fakat açıkçası çalışandan çok manager, director, CEO unvanına sahip kişilerle karşılaşıyoruz. CEO’nun açılımını dahi yapamayacak kullanıcılar bu ünvanı sahiplenmiş durumdalar. CEO ilk başta yönetim kuruluna karşı sorumludur. Sonrasında hissedarlar, çalışanlar, müşteriler, bankalar şeklinde bu sıralama uzar gider. Malesef ülkemizde altında çalışan olmayıp 3 kişilik şirket olup CEO unvanına sahip şirketler bulunmaktadır.(?) (Diğer iki kişinin unvanı ise CTO ve CFO)</p>
<p>Şimdi bu veri kirliliğine ilişkin birkaç örnek verelim. Yaklaşık 3000 kişi üzerinde yapmış olduğum bu çalışmada ilk etapta liseleri kıyaslayalım. Türkçe bir harf içeren Kabataş Anadolu Lisesi ile hiç Türkçe harf içermeyen Galatasaray Lisesi örnek liselerim olsun. Kullanıcıların girmiş oldukları bilgiler aşağıdaki gibidir.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-3651" title="linked 1" src="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2012/01/linked-1.png" alt="" width="588" height="241" /></p>
<p>Üniversiteler için durum çok daha karmaşık bir hale gelebiliyor. BOUN, İTÜ, METU, ODTU gibi kısaltmaların yanı sıra kullanıcıların bir kısmı LinkedIn’de onunla ilgili bir alan olmasına ragmen bitiriş yıllarını ismin olduğu yere yazıyorlar. 2007 Yıldız Teknik Üniversitesi gibi. Aşağıda Boğaziçi Üniversitesi’ne ilişkin bir örneklem bulunmaktadır.</p>
<p><a href="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2012/01/linkedn-2.png"><img class="aligncenter size-full wp-image-3652" title="linkedn 2" src="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2012/01/linkedn-2.png" alt="" width="545" height="310" /></a></p>
<p>LinkedIn’de degree alanı tamamen son kullanıcıya kalmış bir textbox. Dolayısıyla her kullanıcı aklına ne gelirse onu yazıyor. Kimisi GPA değerini, kimisi eğitim tipi (Msc gibi), kimisi fakültesini… Burada inanılmaz boyutta bir veri kirliliği var.</p>
<p>Aşağıda göreceğiniz aslında Türkiye’de bulunan tek bir şirkettir. Fakat her kullanıcı aklına geleni yazdığı için bu şekilde bir farklılık oluşmuştur. Bunlar standardize veri (tekilleştirilmiş, doğrulanmış) olmadığı için raporlamada ve analizde sanki farklıymış gibi karşımıza çıkacaktır. Çözümü var mı? Aslında rahat bir şekilde olabilir. LinkedIn şirketler bazında farklı bir yapılanmaya giderse aslında bu sorunu çözebilir. Aşağıdaki örnekte bu kadar farklı şirketin olmasının nedeni aslında sürekli bir joint venture yapıya gidilmesi veya satın alınması veya hisse değişiminden kaynaklanmaktadır. Fakat marka bazında verilecek yetki ile aslında tüm bu şirketlerin tek bir şirket olduğu sağlaması yine son kullanıcıya bırakılabilir.</p>
<p><a href="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2012/01/linkedin-3.png"><img class="aligncenter size-full wp-image-3653" title="linkedin 3" src="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2012/01/linkedin-3.png" alt="" width="300" height="368" /></a></p>
<p>Ünvan kısmı ise tüm bunlardan farklı olarak aslında başlı başına bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Üç kişilik şirketin CEO’su olamaz mı diye karşı çıkabilirsiniz. Fakat tek yazarı olan bir web sayfasının CEO’su olması ne derece mantıklı geliyor size? Bu araştırma grubunda tam 63 kişinin unvanlarında CEO kelimesi barınmaktadır.</p>
<p>Yukarıda yazmadığım daha çok alan var. Bunlardan ilki üniversitelerin bölümleri. Malesef master yapmış kişiler dahi üniversitelerinin bölümlerini doğru yazamayabiliyor. Bu sıkıntının olmadığı bir yer var mı? Evet var. LinkedIn’in geçtiğimiz günlerde yayına aldığı Skills bölümünde böyle bir sorun bulunmamaktadır.  Şirketler ve üniversiteler (onları da şirket kabul edebiliriz aslında) kendi sayfaları olursa ve bunun aslında sadece çalışan sayısı ve adres girmenin çok daha ötesinde fonksiyonlarla zenginleştirilirse bu veriler büyük çoğunlukla temizlenebilir. LinkedIn bunu yapmak isterse benzerlik algoritmalarını kullanarak bir gün tüm verileri temizlemiş olabilir.</p>
<p>Peki bu neden gerekli? Aslında tek nedeni var. Facebook’un bu kadar öne çıkmasının ve değerli olmasının sebebi nedir? Doğruluk derecesi yüksek demografik bilgiler ışığında kullanıcı hedeflemesi çok yüksek. Reklamcılık tarihinin her daim sıkıntısı olan hedef kitleye ulaşma belkide en net olarak Facebook üzerinden başarılabiliyor. Aslına bakarsanız LinkedIn’de de benzer bir reklam yayınlama söz konusu.</p>
<p>Öte yandan bir gün gelecek (hatta gelmeye başladı) şirketlerin derdi iletişim grupları oluşturmak ve Like almanın çok daha ötesine çıkacak. Firmalar daha ciddi bütçeler ayırdıkça, sosyal medya platformlarına daha çok sorgulamaya başlayacaklar. Sadece Like almak veya Follower sayılarını arttırmanın ötesine geçip gerçek hedef kitleye ulaşmak isteyecekler. BMW sadece Facebook’ta bir sayfa açarak ve başka hiçbirşey yapmayarak milyonlarca kişiye ulaşabilir. Peki satın alma ihtimali olan kişilere erişim için ne yapmalı? Aslında LinkedIn’i değerli kılacak kısım burası olacaktır. Fakat öncesinde bu veri kirliliği sorununu aşması gerekecek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://smj.ph.com.tr/blog/2012/01/linkedinin-veri-problemi-nasil-cozulebilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Twitter&#8217;da Yeni Dönem</title>
		<link>http://smj.ph.com.tr/blog/2011/12/twitter%e2%80%99da-yeni-donem/</link>
		<comments>http://smj.ph.com.tr/blog/2011/12/twitter%e2%80%99da-yeni-donem/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Dec 2011 10:07:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Anıl Erensoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Twitter]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://smj.ph.com.tr/blog/?p=3622</guid>
		<description><![CDATA[TWITTER &#160; Kullanıcı sayısına paralel olarak, sosyal medyadaki reklam bütçesindeki hızlı artış Twitter yönetimini köklü değişikler yapmaya yöneltmiş gözüküyor.  Temel  2 değişikliğe dayanan yeniliklerin konuları ise yeni arayüz tasarımı ve markalar için sayfa tasarımları. Bu değişiklere kısaca göz atacak olursak:   YENİ ARAYÜZ &#160; Yeni arayüz tasarımında Twitter 3 ana bölüme ayrılıyor. Ana sayfa, @Bağlan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>TWITTER</h1>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kullanıcı sayısına paralel olarak, sosyal medyadaki reklam bütçesindeki hızlı artış Twitter yönetimini köklü değişikler yapmaya yöneltmiş gözüküyor.  Temel  2 değişikliğe dayanan yeniliklerin konuları ise yeni arayüz tasarımı ve markalar için sayfa tasarımları. Bu değişiklere kısaca göz atacak olursak: </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<h2>YENİ ARAYÜZ</h2>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yeni arayüz tasarımında Twitter 3 ana bölüme ayrılıyor. Ana sayfa, @Bağlan ve #Keşfet. Şimdi bu 3 ana bölüme ayrı ayrı göz atalım.</p>
<p><strong> </strong></p>
<h3>Anasayfa</h3>
<p>Takip ettiğiniz kişiler ve markalarla ilgili tüm güncellemeleri görebileceğiniz ana sayfa. Eskisinden farklı olarak Tweetlerin akışının sağlandığı bölüm sağ tarafa geçerken, Trending Topics (Dünya Gündemi), Who to Follow ( Kimi takip etmeli) gibi bölümler artık sol tarafta yer alıyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> <a href="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2011/12/twitter-bağlan.png"><img class="aligncenter size-full wp-image-3624" title="twitter bağlan" src="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2011/12/twitter-bağlan.png" alt="" width="520" height="457" /></a></strong></p>
<h3>@Bağlan</h3>
<p>Bir web sitesini gezerken veya bir köşe yazarının imzasında&#8230; Kısacası online ve offline’da karşılaştığınız tüm Twitter accountlarıyla etkileşime geçebileceğimiz kısım.  Ayrıca sizden bahseden (mention) tüm kişileri görebileceğiniz ve arkadaşlarınıza ilgi alanlarına göre takip etmesi için kişiler&amp;markalar önerebileceğiniz kısım da burası.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h3>#Keşfet</h3>
<p>Daha önceden kullandığımız #etiket (hash-tag) uygulamasının geliştirilmiş hali. Belirli #etiketler etkilenmiş içeriklerle ilgili Twitter’daki yazı, görsel ve video gibi tüm içeriklere ulaşmanızı sağlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="center"><a href="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2011/12/twitter-marka-sayf.png"><img class="aligncenter size-full wp-image-3625" title="twitter marka sayf" src="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2011/12/twitter-marka-sayf.png" alt="" width="520" height="457" /></a></p>
<h2></h2>
<p>&nbsp;</p>
<h2>MARKA SAYFALARI</h2>
<p>&nbsp;</p>
<p>Twitter’ın sadece bir mikro-blog sitesi olarak kalmak istemediğinin en büyük göstergelerinden biri, artık markaların kendilerine özel  Twitter sayfaları açabilmeleri olacak. Şimdiden Best Buy, Chevrolet, Coca-Cola ,Mc Donald’s,  Intel ve Heineken gibi firmaların yerlerini aldığı yeni yapılanmada Twitter markalara, tüketicilerin gözüne hitap eden etkileyici tasarımlar sunma imkanı tanımış.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p align="center"><a href="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2011/12/twitter-marka-sayfasındaki.png"><img class="aligncenter size-full wp-image-3626" title="twitter marka sayfasındaki" src="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2011/12/twitter-marka-sayfasındaki.png" alt="" width="640" height="388" /></a></p>
<p>Marka sayfasındaki göze çarpan özellikleri sıralayacak olursak;</p>
<p>&nbsp;</p>
<h3>Başlık Görseli</h3>
<p>Facebook’taki timeline yapısına benzeyen bu görsel , markalar için daha ‘’markalaşmış’’ bir görünüm oluştururken,  takipçilerin görsel duyularına da hitap etme fırsatı sunuyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h3>Top Tweet Uygulaması</h3>
<p>Markalar artık sayfaya gelenlerin görmesini istedikleri belli bir tweet’i seçerek, sürekli yukarda kalmasını sağlayabiliyor. Bu da süre bazlı kampanyaları duyurmak veya markaların mottolarını anlatmak için kullanabilecekleri bir alan anlamına geliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tüm bu yeniliklerin yanısıra yeni arayüzle gelen yenilikler arasında ‘’genişleyen (expanded) tweetler’’  var.  Yani atılan Tweetler’in içeriğindeki görsel ve videoları tek bir tıkla aynı pencere içinde görmek mümkün. Daha önce pek de pratik olmayan Twitter’a görsel yükleyip-görünteleme işlemini oldukça kolaylaştırıyor. Bu yenilik aynı zamanda markaların da kampanyalarında kullanmak üzere ilgisini çekeceğe benziyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Twitter, geçen yıl uygulamaya koyduğu ‘<em>’Promoted Tweets</em>’’ ve ‘’<em>Promoted Accounts’</em>’ uygulamalarından sonra bu köklü değişiklerle birlikte, kurulduğu yıldan bu yana içinden bir türlü çıkamadığı ‘’Trafiği reklama çevirme’’ sorununa da büyük ölçüde cevap bulmuş gibi gözüküyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://smj.ph.com.tr/blog/2011/12/twitter%e2%80%99da-yeni-donem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aklımda Bir &#8220;şey&#8221; var!</title>
		<link>http://smj.ph.com.tr/blog/2011/12/aklimda-bir-sey-var/</link>
		<comments>http://smj.ph.com.tr/blog/2011/12/aklimda-bir-sey-var/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 08:36:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mert Yıldırım</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[thing]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://smj.ph.com.tr/blog/?p=3604</guid>
		<description><![CDATA[  Evet aklımda VHS var! Tam anlamı “Video Home System” olsa da benim için VHS, ablamların izleyeceği yeni bir filme odanın rahat koltuklarının birinde yer bulmam demekti. Bu aktivitem zaman geçtikçe kaset kiralamaya gidildiğinde beni de yanlarında götürmeleriyle bir adım ileriye gitti. Sanırım şu an sahip olduğum mesleğimin ilk adımlarını, görsel sanatlara sevgimi o zamanlarda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> <a href="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2011/12/thing.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3605" title="thing" src="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2011/12/thing.jpg" alt="" width="350" height="185" /></a></strong></p>
<p>Evet aklımda VHS var! Tam anlamı “<em>Video Home System”</em> olsa da benim için VHS, ablamların izleyeceği yeni bir filme odanın rahat koltuklarının birinde yer bulmam demekti. Bu aktivitem zaman geçtikçe kaset kiralamaya gidildiğinde beni de yanlarında götürmeleriyle bir adım ileriye gitti. Sanırım şu an sahip olduğum mesleğimin ilk adımlarını, görsel sanatlara sevgimi o zamanlarda ablamın beni VHS kiralama dükkanlarına götürmesiyle attım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaset kapaklarındaki görselleri incelemek bana müthiş bir keyif vermeye başlamıştı illüstrasyon çalışmaların havalarda uçuştuğu bir dönemdi, birçok kapak bu teknikle yapılıyordu. Görselleri incelerken biryandan da konusunun nasıl olduğunu hayal etmek cok heycanlandırıyordu beni.O zamanlar sadece böyle bir paylaşım vardı, insanlar buluşup kasetleri değiş dokuş yaparlardı, fragmanları birbirlerine anlatırlardı. Düşünebiliyor musunuz, internet, sosyal medyanın olmadığı bir dönemde gelecek olan filmlerin çoktan kulaktan kulağa dolaşmaya başlamış olması ne kadar garip değil mi? Dönemin sosyal medyasında kullanılan şeyler bilgisayar ve uygulamalar değil, insanın tam kendisiydi! Bence sosyal medya beta 80&#8242;lerde canlı olarak başladı ve böyle bir dönemde birçok şeyi nasıl duyduğunuzu bir düşünün&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gelecek olan filmlerin fragmanlarını ya sinemada ya da kiraladığınız VHS kasetlerin açılışlarında izleyebiliyordunuz ve tekrar izlemek isterseniz yerinizden kalkıp kasedi başa sarmanız gerekiyordu.</p>
<p>Günümüzde sadece bir nano saniye hızıyla yaptığımız mouse tıklamasından ne kadar hantal ve uzak bir hareket değil mi ? Belki bu kadar hızlı bir dönemde yaşadığımız için unutmuş olabiliriz, unutanlar için bunu hatırlatmak istedim elimde olsa başa alma ve &#8220;play&#8221; tuşuna bastığınızda çıkan mekanik seslerini de paylaşmayı isterdim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Thing</strong> efsanesi de VHS döneminden geldiği için dönemin kısıtlı imkanlarını biraz hatırlatmak istedim, aslında o kasetçileri özlemiyor da değilim&#8230;</p>
<p>Sosyal Medya V1_beta bence güzel bir oluşumdu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Remake + Prequel = <img src='http://smj.ph.com.tr/blog/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>The Thing</strong> John Carpenter&#8217; in 1951 yapımı olan “<em>The Thing from Another World” </em>filmini <em>Remake </em>yapmaya karar vermiş olması ile ortaya çıkmış bir kült yapım, Birçok kişi <strong>remake</strong> ve <strong>prequel</strong> terimlerini karıştırıyor, Bunu da hemen sizlerle paylaşmak isterim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Remake: </em></strong>Daha önce yapılmış olan bir yapımı günümüz şartlarında tekrardan</p>
<p>çekmek, hayata geçirmek oluyor. Örneğin 1945 tarihli bir filmi günümüz imkanları ile çekmek bir &#8220;remake&#8221;dir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Prequel<em>:</em></strong> Film fanatiklerinin (sanırım benim de) sevdiği en güzel şey bu, devamı olan filmlerin ya da Trilogy (üçleme) olan filmlerin ana hikayelerinin daha öncesini anlatan yapım türüdür. Örnek vermek gerekirse bir gezegen üzerinde piramitlerle alakalı olan üçleme serisi izlediniz. Eğer bu piramitlerin bu gezegene nasıl geldiği nasıl yapıldığı gibi şeyleri anlatan bir yapım izlediyseniz bu prequel demektir.</p>
<p>Filmin ana hikayesinin öncesini izleyiciye açıklamaktır prequel. Çoğu yönetmen önce çekilmiş olan filmlere güzel göndermeler yapar. Her prequel yapıldığı zaman aslında kendi içinde bir remake olabiliyor çünkü ana hikayeyi anlatırken önceden yapılmış olanı da tekrar yaratmanız gerekebiliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Nasıl Bir &#8220;şey&#8221; bu?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biraz gizem, bilim kurgu ve korkuyu harmanlamayı sevdiğinizi varsayarak karlar içerisinde geçen bu filmin bizi nasıl sıcak tuttuğunu anlamaya başlayabilirz..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2011 Prequel yapımı olan Thing&#8217;e bakacak olursak yönetmen koltugunda John Carpenter değil, Hollandalı  Matthijs van Heijningen Jr. oturuyor ama doğruyu söylemek gerekirse gerçekten güzel bir iş çıkarmış önceki yapıma fazlasıyla sadık kalmış, The Thing 2011 Heijningen Jr.&#8217;in ilk uzun metrajlı yapımı daha genç yaşlarında global firmalara bol bol reklam filmleri çekmiş bunların içerisinde Toyota, Peugeot, Renault ve Pepsi gibi firmalar bulunuyor ayrıca 2004 de çektiği bir adet de kısa filmi var. Bu aradan sonra böyle kült bi projeye tekrardan hayat vermesi hem kariyerinde müthiş bir adım hem de müthiş bir şanstır bana sorarsanız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Spoiler vermeden birazda filmden bahsedelim, Filmi açtınız ya da sinemada izlemeye gittiniz Universal Pictures&#8217;ın açılışı bile bir sürprizle başlıyor. Bu tür sürprizleri yakalamayı sevenler için eminim bu açılış birçok kişiyi mutlu edecektir. The Thing ilk yapımıyla aynı şekilde ilerliyor Antartika&#8217;da buzulun altında bulunan dünya dışı bir uzay aracı keşfi ile olaylar gelişiyor tabi buraya kadar bunun neresi <strong>Prequel<em> </em></strong>diyecekseniz, ilk filmi izleyenler filmin başlangıcındaki sibirya kurdunun koşma sahnesini hatırlayacaklardır, evet işte<strong> Prequel&#8217;imiz<em> </em> </strong>burada devreye giriyor <img src='http://smj.ph.com.tr/blog/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Bu filmde ilk filmin açılış sahnesinin öncesini izleyeceğiz! Filmimize genel olarak bakarsak gene bir karakterler arasında paranoya hakimiyeti ile gerilim daha da artıyor ama karakterler arasındaki bu paranoya halinin haliyle de izleyicinin maruz kaldığı bu ilerlemeyi daha yavaş görmek isterdim filmde biraz hızlı ilerliyor bu durum. Günümüz CGI kullanımı sayesinde sahnelerin gerçekliği daha da artıyor artık hangi sahnede CGI var hangisinde yok gerkeçten anlaması çok zor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Film hemen hemen tek bir alanda geçiyor Antartika’daki araştırma tesisinde ama filmdeki heyecanı asla kaybetmiyoruz, zaten filmde yaşadığımız paranoya hissi her an aklımıza &#8220;yoksa?&#8221; sorusunu getiriyor. Başrollerinde Scott Pilgrim vs. the World filminden &#8220;sevdiğimiz&#8221; Mary Elizabeth Winstead</p>
<p>paleontolojist olarak bizlerle, gerçekten güzel bir iş çıkarmış ve filmdeki temposunu hiç düşürmemiş. Görsel efektler filmde yerinde ve dengeli kullanılmış öyle her sahnede yüzümüze yüzümüze girmiyor, mekan tasarımları, kıyafetler hemen hemen her şey ilk filmle birbirine çok yakın hatta Kurt Russel&#8217;ın bir ara kapıyı açıp içeri gireceğini bile düşündüm <img src='http://smj.ph.com.tr/blog/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kafama taktığım bir diğer şey ise filmdeki &#8220;formların&#8221; Arthropoda familyasından olması (bu konuya hic girmiyorum&#8230; )<em> </em>Açıkçası görmek istemediğim tek şey buydu diyebilirim film için ama yani insanın gözü daha bir Humanoid form arıyor bu kadar seneden sonra ama olsun, buda yetti bana.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Film hakkında söyleyebileceğim birçok şey spoiler içerebileceği için çok fazla detaya girmiyorum, giremiyorum. Ama size şunu kesinlikle söyleyebilirim, <strong>izleyin!</strong> Keyifli ve çok heyecanlı bir yapım eskisini izlediyseniz birçok gönderme sizi çok mutlu edecektir, e tabi günümüz teknolojisi ile harmanlandığında bu durum sizi çok daha keyiflendirecektir, son söylemek istediğim bir şey de mükemmel bir interface tasarımı var bunun nerde olduğunu da tahmin edersiniz <img src='http://smj.ph.com.tr/blog/wp-includes/images/smilies/icon_wink.gif' alt=';)' class='wp-smiley' />  tavsiyem bakabildiğiniz kadar ona bakın ve inceleyin!</p>
<p>Kafamdaki &#8220;şey&#8221;leri size anlatmaya çalıştım, başarılı oldum gibi o halde artık: <em>biz biriz, umarım buna alışırsınız. <img src='http://smj.ph.com.tr/blog/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Keyifli seyirler dilerim&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://smj.ph.com.tr/blog/2011/12/aklimda-bir-sey-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çevreye Duyarlı Aldatmaca</title>
		<link>http://smj.ph.com.tr/blog/2011/12/cevreye-duyarli-aldatmaca/</link>
		<comments>http://smj.ph.com.tr/blog/2011/12/cevreye-duyarli-aldatmaca/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 08:18:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Esra Aksoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[çevreye duyarlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://smj.ph.com.tr/blog/?p=3602</guid>
		<description><![CDATA[Birçok şirketin artık ürün kullanımına ait basılı ekstre/fatura gönderimlerini kısıtlamaya çalıştığını görüyoruz. Nedeni de çok aşikar, ne kadar az kağıt israfı olursa, o kadar çevreyi korumaya katkı artıyor. &#160; Bir yandan da birçok tüketici elinde kağıt şeklinde ekstre/fatura olmadığı zaman işlemlerin takibini detaylı yapamadıklarını belirtiyor. Tüketicinin bu zayıf noktası, “hizmette uyanıklık” yapmayı düşünen şirketlerin işine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Birçok şirketin artık ürün kullanımına ait basılı ekstre/fatura gönderimlerini kısıtlamaya çalıştığını görüyoruz. Nedeni de çok aşikar, ne kadar az kağıt israfı olursa, o kadar çevreyi korumaya katkı artıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir yandan da birçok tüketici elinde kağıt şeklinde ekstre/fatura olmadığı zaman işlemlerin takibini detaylı yapamadıklarını belirtiyor. Tüketicinin bu zayıf noktası, “hizmette uyanıklık” yapmayı düşünen şirketlerin işine geliyor. Zam gelen hizmet bedelleri, aşılan limit nedeniyle artan ödemeler vb. tüketici tarafından göz ardı edilebiliyor. Belki de aylar sonra durumun farkına varan tüketici, işin peşine düşse de, uzun zamandır şirket tarafından “aldatıldığını” anlıyor ve o şirketten hızla uzaklaşıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aslında hem çevreyi koruyup hem de etik davranarak, tüketiciyi kaybetmemek mümkün. Tüketicinin aslında tek bir isteği var, doğru şekilde ve doğru zamanda bilgilendirilmek. Hangi sektör olursa olsun, satış sonrası dönemin en kritik süreci budur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bilgilendirme, genellikle şirketlere çok maddi yük getiren bir işlem gibi algılandığı için sıklıkla kaçınılan bir süreç. Ne var ki, kaybedilen müşteriyi geri kazanmak için bunun çok daha üzerinde bir bütçe harcamak gerekiyor. Üstelik, kendisini “kazıklama”ya çalışmadığına inanan tüketicinin şirkete karşı güveni artıyor. Artan güven duygusu sayesinde şirkete ait daha fazla ürün ve hizmeti alma ve çevresine de aldırma olasılığı da hızla yükseliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Kritik an” olarak ifade edebileceğimiz bu durumların pazarlama ekiplerince derinden incelenmesi ve geç kalınmadan gerekli aksiyonların alınması şirketlere büyük fayda sağlayacak, müşterileri ile arasında sağlıklı bir bağ oluşmasına imkan verecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://smj.ph.com.tr/blog/2011/12/cevreye-duyarli-aldatmaca/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Group Satın Alma Şirketleri</title>
		<link>http://smj.ph.com.tr/blog/2011/12/grupsatin-alma/</link>
		<comments>http://smj.ph.com.tr/blog/2011/12/grupsatin-alma/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 08:16:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Koray Kocabaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[groupon]]></category>
		<category><![CDATA[grup satın alma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://smj.ph.com.tr/blog/?p=3598</guid>
		<description><![CDATA[Groupon’nun inanılması güç bir ivme ile gelir elde etmesi sonrasında her ülkede benzer klon yapılar ortaya çıktı ve aslında hayatımızın uzun bir döneminde varolmayan kupon dünyasına tekrar internet kullanıcıları olarak giriş yapmış olduk.  Firmaların üretim gibi yüksek maliyetlerinin olmaması, ciddi kar marjı ve yüksek gelir gibi konularla girişimciler için cazip bir durumdayken özellikle Groupon’aun Google’ın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2011/12/groupon.png"><img class="aligncenter size-full wp-image-3600" title="groupon" src="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2011/12/groupon.png" alt="" width="495" height="285" /></a></p>
<p>Groupon’nun inanılması güç bir ivme ile gelir elde etmesi sonrasında her ülkede benzer klon yapılar ortaya çıktı ve aslında hayatımızın uzun bir döneminde varolmayan kupon dünyasına tekrar internet kullanıcıları olarak giriş yapmış olduk.  Firmaların üretim gibi yüksek maliyetlerinin olmaması, ciddi kar marjı ve yüksek gelir gibi konularla girişimciler için cazip bir durumdayken özellikle Groupon’aun Google’ın 8 Milyar $’lık teklifini reddetmesi ile durum tavan yapmıştı. Öyle ki e-ticaret ile ilgilenmeyen fakat sektörde ciddi söz sahibi olan iş adamları da (Yalçın Ayaydın, Cem Boyner, Cem Hakko vb.) bu pazarlara (Private Shopping) giriş yapmaya başladı. Son zamanlarda Groupon’un hisselerinin ciddi derecede düşüşte olduğu ile ilgili haberler ve eleştiri yazıları karşımıza çıkmaya başladı. Bu ne derece doğru ve aslında grup satın alma sitelerinde ne gibi sıkıntılar var küçük bir giriş yapalım. Bunun öncesinde temel iş akışını belirleyecek olursak :</p>
<ul>
<li>Firma tarafından abonelerin e-mail adreslerine kampanyalar ile ilgili bilgi gönderilir.</li>
<li>Aboneler bu emaillere bakar, sonrasında ilgili web sitesine (aracı sitelere, mobil uygulamalara vs.) yönlendirilir.</li>
<li>Abone fırsatın detaylarını inceler. Ne kadar süresinin kaldığına (veya fırsatı kaçırıp kaçırmadığına) bakar.</li>
<li>Gerekli satın alma işlemini yapar.</li>
<li>Elde ettiği kuponu (fırsat kodunu) ilgili firmaya giderek kullanır.</li>
</ul>
<p><a href="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2011/12/groupon-2.png"><img class="aligncenter size-full wp-image-3599" title="groupon 2" src="http://smj.ph.com.tr/blog/wp-content/uploads/2011/12/groupon-2.png" alt="" width="723" height="332" /></a></p>
<p>Site ziyaretlerine bakacak olursak : günlük, haftalık ve aylık bazda tekil kullanıcı bazında bir düşüş söz konusu. Groupon bu zamana kadar 10.3 Milyon $’lık şirket satın alımı gerçekleştirdi. Öte yandan 1.14 milyar $ civarında ise yatırım aldı. Günümüze kadar Asya pazarına giriş yapmaya çalışsa dahi pek başarılı olduğu söylenemez. Oldukça yüksek bir değerleme ile yatırımcıların karşısına çıkan Groupon’un NASDAQ üzerindeki verileri incelendiğinde ise gelirlerinde bir sıkıntı olmadığı fakat OPEX’te (işletme gideri)  ciddi bir yükseliş olduğu gözlemlenmektedir. ( <a href="http://www.google.com/finance?q=NASDAQ:GRPN">http://www.google.com/finance?q=NASDAQ:GRPN</a>)</p>
<p>Ülkemize bakacak olursak BKM’nin sunduğu rapora gore (<a href="http://www.bkm.com.tr/istatistik/sanal_pos_ile_yapilan_eticaret_islemleri.asp">http://www.bkm.com.tr/istatistik/sanal_pos_ile_yapilan_eticaret_islemleri.asp</a>) e-ticaret konusunda çok ciddi bir yükseliş söz konusu. Öte yandan 40’ın üzerinde grup satın alma platformu bulunmaktadır. Bunların yapmış oldukları satışlara bakıldığında Grupfoni, Sehir Fırsatı ve Grupanya diğer rakipleri ile farkı açmış durumdalar. İstanbul’da günlük 700’ün üzerinde fırsat abonelerin karşısına çıkmaktadır. Bu tip işletmelere üye olan ve fırsat sunan firmalar teklifin cazibesine gore bir günde 300.000 TL üzerinde satış işlemi gerçekleştirebiliyorlar. Sektörün lider firmaları için 30 Milyon € gibi meblağlar yıl sonu ciro hedefi olarak karşımıza çıkmaktadır.  Grupfoni’de yakın bir tarihe kadar 13.500 fırsat yayınlandı  ve 1.930.000 kayıtlı üyesi bulunuyor. Grupanya ise 11 Ekim’de Intel Capital’den yatırım aldı. (<a href="http://www.webrazzi.com/2011/10/11/intel-capital-grupanya-2/">http://www.webrazzi.com/2011/10/11/intel-capital-grupanya-2/</a>) Grupanya ise 1.500.000 den fazla kişiye fırsatlarını sunuyor ve 2500 den fazla işletme ile ortaklık içerisinde. 1 milyon kupon barajını aşan ilk şirket Grupanya oldu.  Gelecek sene (2012) sektördeki bu kadar firmanın olmayacağını düşünüyorum. Şu anda bir trend ile açılmış firmaların birçoğu yetersiz alt yapı sebebiyle ya kapanacak ya da satılacak. Aslında bazı grup satın alma firmaları için bu süreç çoktan başladı. Kimi “niş” projeler ise ölü doğdu.</p>
<p>Peki grup satın alma sitelerindeki sorunlar neler?</p>
<ul>
<li>Kullanıcılar ilk başta çok cazip fırsatlar ile karşılaştığından dolayı abone olmuşlardı. Fakat grup satın alma sitelerinin yanı sıra, private shopping siteleri ve diğer e-ticaret sitelerinin mailleri geldiğinde çok ciddi bir email trafiğine maruz kalıyorlar. Sırf bu sebepten dolayı kullanıcılarda bıkkınlık durumu söz konusu</li>
<li>Kupon kullanıcılarının gittikleri kimi yerde karşılaştıkları (maruz kaldıkları) durumdan ötürü müşteri şikayeti oluşmakta.</li>
<li>Müşterilerin bir firmayı bırakıp diğerini seçmesi son derece kolay. Sadakat pek söz konusu değil. Müşteri ilişkileri yönetimi zayıf.</li>
<li>Sürekli benzer fırsatlar kişilere sunulmakta. (Kavitasyon, Suşi, Otel vs.)</li>
<li>Zaruri ihtiyaçlar değil, keyfi (o anda gerekliliği olmayan) satış olduğu için belirli bir süre sonrasında düzenli tüketim yapan son kullanıcı kemer sıkma politikasına geçiş yapabilir.</li>
<li>Fikrimce satılmış ama kullanılmamış kuponlar ileride ciddi bir sıkıntı yaşatacak. ABD pazarında ikinci el kupon satışları yapan firmalar var. Sanırım Türkiye’de de açılmıştı. Buradaki sıkıntı ise şu : Bugün satılan kuponların yaklaşık %20’si kullanılmıyor. Yani kullanıcı fırsat cezbedici olduğu için alıyor fakat belirlenen süre dahilinde kullanamıyor. Fakat son kullanıcıdan hizmetini almadığı bir bedelin fiyatı alınıyor. Özetle verilmemiş bir hizmet astılabiliyor. Yemek yemeye gitmedim ama yemeğin ücretini ödedim. Ortada bir nakit akışı var. Faturalanma bu konuda ciddi bir sıkıntı olabilecek durumda aslında Maliye Bakanlığının dikkatini çekerse.</li>
<li>Fakat bana göre esas sıkıntı sürecin ilk başında meydana geliyor. Süreç nasıl başlıyordu hatırlayacak olursak tüm abonelere aynı içerikteki fırsatları yayınlamakla. Ozonlu tedavi, kavitasyon, epilasyon, incelme programları, suşi ile ilgili kampanyalar hiç ilgimi çekmese dahi  (hatta cinsiyete göre farklılık gösterecek kampanyalar) bilgilendirmeye maruz kalıyoruz.</li>
</ul>
<p>Yukarıda paylaşmış olduğum istatistiklere dikkat etmek lazım.Çok yüksek bir transaction mevcut  ve aslında bu noktadan sonra firmaların müşteri sadakatlerini arttırmalarının ve kişiye özel çözümlerin sunulması söz konusu olacağını tahmin ediyorum. Firmaların ellerinde ciddi boyutlara ulaşan veritabanları var. Önemli olan bu verilerin bilgiye dönüşüm süreci. Bu süreçte birkaç önemli nokta var. Bunlardan ilki kullanıcılarımızın bizde olmayan verileri. Ne demek bu? Kullanıcılarımız internet kullanıcısı. Dolayısıyla bizim uygulamamız dışında aslında birçok yerde verileri ciddi derecede mevcut. Özellikle sosyal medya platformlarında kişilerin demografik bilgilerinin yanı sıra anlık hareketleri, psikolojik durumları ve hatta bulundukları lokasyonlara göre bile işlem yapabilir haldeler gerekli senaryolara uygun iş yapıldığında. Burada kesinlikle bilgi hırsızlığı, izinsiz pazarlama ve spamden bahsetmiyorum.  <a href="http://www.gennaration.com.tr/yorum/sosyal-medya-ve-hukuk/">http://www.gennaration.com.tr/yorum/sosyal-medya-ve-hukuk/</a>  Şirketimize ait olan veritabanının eksik yönlerinin bu şekilde giderildiğini düşünürsek uçtan uca muazzam bir veriye sahip olma ihtimalimiz var.</p>
<p>Esas süreç ise burada devreye giriyor. Günümüzdeki firmaların dertleri veri toplamak değil. Özellikle e-Ticaret platformlarının hiç değil. Çünkü kullanıcıların mouse ile hareketleri bile istenildiğinde ve gerekli altyapı varsa kayıt altında tutulabiliyor. Buradaki dert verilerin yönetilmesi ve verilerin bilgiye dönüştürülmesi. Bu süreç ise İş Zekası projeleri ile olacaktır. İş Zekası projeleri yardımıyla ilk önce verilerin tekilleştirileceği, temizleneceği, birleştirileceği ve hesaba uygun hale getirileceği çok yüksek boyutlu veri ambarları tasarlanır. Daha sonrasında bu veri ambarından geçmişin görüntüsünü gösteren raporlama sitemi hazırlanır. Sonrasında ise analiz yapmaya ve stratejik kararlar vermeye yarayacak çok boyutlu yapılar (OLAP Cubes) devreye girer. Şirketlerin karar verici mercileri tarafından yoğun kullanılan bu aşamanın en üst noktası ise veri madenciliği (data mining) kısmıdır. Günümüzde Social CRM gibi veri madenciliği kavramıda biraz kirlenmeye tabi olsa da esasen kişilerin geleceğe yönelik tahminlemelerini yapabilirler. Belli başlı algoritmalar mevcut. Grup satın almaları için ise ilk  etapta kullanıcıları sınıflandırmak adına Associations Rules ve Clustering algoritmaları ciddi getiri sağlayabilir.</p>
<p>Sonuçta neler olabilir? Birbirleri ile ilişki düzeyi yüksek satışları çok alakasız günlerde değil aynı zaman dilimlerinde tavsiye edebilirsiniz. Kebap seven düzenli et tüketen bir insana suşi önermezsiniz. Kanyon civarlarında ciddi zamanını harcayan kullanıcıya o lokasyonda fırsatlar sunarsınız. Evlilik arifesindeki kişileri tespit ederek o kişilere özel çözümler geliştirebilirsiniz. Yazlık sahiplerini veya tatile çıkmışları tespit ederek onlara özel fırsatlar sunabilirsiniz. Diyetteki kişiye ağır yemek içeren fırsatları göstermeyebilir, ilişkisi olan kişilere farklı romantik fırsatlar sunabilirsiniz. Veya rakı balık sevenlere meyhane önerisinde bulunabilir ve muhafazakar kimliğe sahip birisine bu fırsatı hiç göstermeyebilirsiniz. Özetle  kişilerin yaşam hareketlerinden yola çıkarak herkese kendini daha özel hissettirecek ve satın alma eğilimlerini (+müşteri memnuniyetlerini) arttıracak fırsatlar ile karşılarına çıkabilirsiniz.</p>
<p>Sosyal Ticaret çok sıklıkla duyacağımız bir kavram olarak karşımıza çıkacaktır yakın gelecekte. Fakat ondan önce farklı veritabanlarındaki farklı verilerin konsolide edilerek firma ve müşteri açısından en değerli bilgilerin tespiti önemli bir hale gelecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://smj.ph.com.tr/blog/2011/12/grupsatin-alma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

